Fenalardayim..

Uzun zaman oldu yazmayali. Yazacaklarimin olmamasindan ziyade, yazmak istemedigim icindi. Kendimi, yasantimi yenilemeden de bir seyler yazmak istemedim acikcasi. Peki neden simdi sorusunaysa basligim aciklama getiriyordur heralde.

Fenalardayim, hem de cok. Kendimi cok kotu hissediyorum. Kendimi cok kotu hissettiriyorlar. Anlasilmiyorum, anlamiyorlar da. “ilgileniyorlar” ama kendimi nasil hissettigimi hic soran yok. Sormasinlar varsin, herkese cevabim: “iyiyim ben”.  Bilenler bilir, tezimin ilk hali onaylanmadi, yine daha once yazdigim gibi, biraz benim hatalarim fazlasiyla da tez danismanimdan kaynakli. Bu konuyu da acmak istemiyorum hic. Allah`indan bulacaktir elbette.. Neyse ki tezimi bir hafta sonra yenilenmis haliyle teslim edecegim. Ama baska dertlerim var bu sefer.

Yazının tamamını okuyun.

  • Share/Bookmark

Tez danismani sorunsali

Eski mezunlardan dinledigim hikayelerin hepsini birer sehir efsanesi sanirdim. Nesi vardi ki danismalik, kendi isimi kendim halledebilirdim. Her zaman rapor yaziyor, her zaman odevler hazirliyordum zaten. Bu sadece daha kapsamlisi olacakti. Bu dusuncelerle ciktim bir okul bitirme (ya da bitirememe) seruvenine. Son donemlerimin en kolay ve stressiz gecmesini umit ederken, ogrencilik hayatim boyunca hic yasamadigim kadar stres yasadim, halen yasiyorum. Bu kadar olacagini, ogrenciligin beni bu kadar yorabilecegini hic dusunmezdim, kaldi ki omur boyu ogrenci kalabilecegime inanan, ogrenci olmaktan zevk alan, ogrenmeyi seven bi insanim. Ya da oyleydim, simdi emin degilim devam edip etmeme istegimden. Mevzu aslinda soyle…

Toplam 2 bucuk ay tez yazma suresi vardi, ilk bir bucuk ay diger derslerim yuzunden ilgilenmedim. Bu yuzden tez danismanimla pek muhatap olmadim. Tez danismaniyla gorusme limitini 4 saat olarak belirlemisler. O 4 saati nasil kullanmak istedigin senin elinde ama her turlu konusma saatinden kesiliyor. Neyse ki ilk gorusmem yeterince kafa karisikligiyla bundan sonraki surecin nasil baslayacaginin sinyallerini vermisti. Iki konu onerisiyle gittigim ilk gorusmede, danisman birini secmis, kendi isteklerini siralayip benim yolumu bana fikrimi sormadan belirlemisti. Kaldi ki, kafami oyle karistirmisti ki, konumun da disina cikip, nereden baslayacagimi bilemeyecek hale gelmistim. Bir sure sonra sorularimi ve konumu belirleyip, ikinci randevumu yaptim. Ikinci randevuda soyledigi seyleri tek tek not edip, elimdeki sorularimi duzenleyip kendisine elektronik posta yoluyla ilettim. Beyfendi okumaya tenezzul etmedigi icin okulda kendisini uyarmam sonucu, “saatinden duserim ama” gibi bir tepkiyle karsilastim. Peki dedim sorun degil, yeter ki okuyun, kontrol edin. Ertesi gun mail geldi. Mail gayet diplomatik bir dille, sanki karsisinda milletvekili varmiscasina anlasilmayacak dil ile, ne dedigini tam olarak belirtmeyen bir sekilde yazilmis. Altina da max 15 dakikalik maili 45 dakika bunun icin ugrastim, saatinden dusuyorum diye not duserek…

Yazının tamamını okuyun.

  • Share/Bookmark

Doguma taniklik etmek…

Yazmakta gec kalmis olmama ragmen gecte olsa kendimi yazmak zorunda hissettigim bir yazi bu aslinda. Uzun zamandir yogunlugumdan dolayi yazamamamin ardindan belki de iyi gelecek bana.

Yaklasik 2 hafta once bir telefonla irkildim. Aylardir bekledigimiz nazli kizimizin dunyaya gelme vakti gelip catmisti. Aslinda duygusal bir insan olmama ragmen teyzem hic olmadigi icin teyzelik nedir bilmememden dolayi bir turlu o ruh haline burunemedim. Ikinci yegenim olacak olmasina ragmen ilkinde oldugu gibi ikincisinde de heyecanim yoktu. Tek istedigim saglikla dunyaya gelmesi, ablama bir sey olmamasiydi. Annemle yaptigim kulis sonucu benim hastaneye gitmemin daha uygun olacagi karari alindi. Ablamla pesin pazarlik yapmama ragmen kendimi nasil olduysa dogumda buldum. Dogum odasi dedikleri sey de normal hastane odasi. Hatta hastane odasindan cok evin salonu gibi dosenmis, siradan bir oda. Oysa benim televizyonlardan gordugum ve olmasini bekledigim sey etrafta yesil onlukluler, tepede patlayan spotlar ve ameliyathaneyi andiran bir oda. Neyse ki boyle degilmis, rahatladim.

Normalde dogum esnasinda bir kadin nasil olur bilmiyorum ama sanci cektigini tahmin ediyorum. Fakat ablamin sanci durumu garipti. Sanci cekmiyordu cunku. Cenesine vurmustu. Agzi hic susmuyor, surekli konusuyordu. Hatta oyle ki onu goren insan degil dogurmak, bunun heralde bi kac ayi daha var derdi. Sadece konusuyor, ama cok konusuyordu… Hatta oyle ki, dogumda da konusmami istiyordu.

Yazının tamamını okuyun.

  • Share/Bookmark

Sonlara yaklastikca artan gerilim

Bu aralar sanirim en fazla yazdigim, bundan sonra da en cok yazacagim konu okulum ve son durumlarim olacak heralde. Malum, daha once sikca bahsettigim gibi sona yaklastim, yaklastikca geriliyor, gerildikce donup kaliyorum. Bu benden cok okuldaki soludugum havadan kaynakli sanirim. Okula gittigim gunlerde okula isinmak yerine okuldaki atmosferden sogudugumu hissediyorum. Hocalar da farkinda bu durumun. Son sinifin son yarim donemi hep boyle bir inis olur, herkeste bir bezginlik bitkinlik yasanirmis. Ki nitekim durum oyle.

Insanlarla muhabbet etmeye korkar oldum. Herkesin hissetigi sey ayni. Herkes kendisini kotu hissedip, bitirebilecek miyim acaba, nasil yetistirecegim, nasil olacak her sey modunda dolasiyor. Tek muhabbet var, o da mezuniyet. Kimi zaten isine gidip geliyor, okul bitirmekte zorlaniyor, ogrenecegim kadar ogrendim artik calismak istiyorum diyor. Kimiyse henuz ne yapacagini bilmedigi icin bu gerginligini ikiye katliyor. Buyuk bir kisimin alttan dersi var, hic bir seyi dert etmeyip zamana yaymayi en koklu cozum olarak goruyorlar. Bazisi da okul bitince en az bir yil ara verip kendime vakit ayiracagim, gezip tozacagim, baska ulkeleri seyahat edecegim kafasinda. Cogu derse isten geliyor, kimiyse dersten sonra ise gidiyor. Herkes bos buldugu an kendini kutuphaneye atiyor ki ne kadar yaparsam kardir mantiginda. Haklilar da aslinda.

Yazının tamamını okuyun.

  • Share/Bookmark

Bir cocuk gecti yuregimden

Bir cocuk dusunun, yasadigi tum zorluklara, yasina ragmen gogus gerip, basina ne gelirse gelsin sadece gulen, hayati tiye alip, etrafindakilere enerji veren. Ve o cocuk enerji verdikce, etrafindakiler tarafindan enerjisi tuketilen, bitirilen. Yine de yilmiyor o cocuk. Yine enerji  vermeye devam ediyor, yine guluyor, yine hayati tiye aliyor.

O cocuk benim cocugum, o cocuk benim hic unutmayacagim bir cocuk. Gecen yil staj yerimde geriye donup baktigimda aklimin kaldigi, merak ettigim ve onun icin uzuldugum tek cocuk.  O benim cocugum…

Gecen gun is cikisi markete giderken karsidan gorundu o. Annem bu kimdir, neden kosuyor diye sorarken benim de kosmam ve sarilmamizla dunyayi durdurduk belki de o vakit. Bir kac dakika icinde gorusmedigimiz zaman icerisinde neler olup bittigini anlatip, cekingen ve uzgun gozlerle birden yok olup gitti, aklimi da kendisinde birakarak. Sorunlu bir aileye sahipti bu cocuk. Uvey babasi tarafindan surekli ciddi bir sekilde siddete maruz kalip, annesi tarafindan desteklenmeyen ve gozleri gormeyen kucuk kardesine surekli bakmak zorunda birakilan bir cocuk. Oyle ki kardesini arkadaslariyla futbol oynayacagi zamanlarda bile secmek zorunda birakilan, buna ragmen kardesimdir deyip ergenligini unutan biri. Oysa futbol onun icin nefes gibi. Dayak yedigi gunlerde bile gruba gelip herkesi gulduren, yuzunde bir kere bile huzunlu bir ifade bulunmayan, kendisiyle barisik, hayatimda bu kadar sorunlara ragmen bu sekilde saglam karakterli kalabilmis ve guleryuzlu olabilmis tek cocuk belki de. Onu boyle gordukce ben dert ettigim seyler icin utaniyor, fazlasiyla saygi duyuyorum.

Yazının tamamını okuyun.

  • Share/Bookmark

Bugunum mu? Ya gelecegim…

Bir kac haftadir aklimda sadece bu konu var. Zaman azaldikca benim de endisem, korkum, gerginligim ama bunun yaninda heyecanim, istegim, hevesim de artiyor. Artik oyle bir hal aldi ki bu kafamdakiler, bugunumu dusunemez oldum. Hic bir seye konsantre olamadigim gibi, bugunumun benim yarinimi hazirladigini bile unuttugumu farkettim. Kendimi oyle odaklamisim ki bundan sonra ki yapacaklarima, bugunumu saglam atlatamadan onlari nasil yapacagim hic bir fikrim yok. O yuzden belki de silkinme zamani, bilmiyorum.

Son donemimdeyim. En zor derslerin verildigi ayni zamanda tez yazmam ve iki ay icinde teslim etmem gereken bir donem. Onceligim bir kac hafta sonra yapacagim sinavlar mi olmali, tezim mi bilemedim, kararsizim. Iki tarafa da dikkatimi esit paylastirabilmem icin kafamin bos olmasi, gelecek kaygim olmamasi gerekiyor, farkindayim ama o da mumkun olmuyor. Kismet olursa haziranda okulum bitiyor ama ya sonrasi? Iste ben bunu dusunmekten bugun ki yapmam gereken sorumluluklarimi yerine getiremiyorum. Ki bugunumu saglam atlatamamam demek tatilimi gereksiz ertelemek demek. Bunu da elbette istemiyorum. Peki bunlarin hepsinin farkindayken neden ben bi turlu rahatlayamiyorum? Belirsizligi sevmiyorum. Korkutuyor, geriyor beni…

Yazının tamamını okuyun.

  • Share/Bookmark

Farkindalikla gelen degisim

Degisimle gelen mutluluk. Mutlulukla baslayan huzur, rahatlik, basari vesaire. Kisir donguler aslinda insana mutluluktan cok mutsuzluk asilar. Hep aynidir, tek duzedir. Farklilik, degisim barindirmaz icinde. Doner dolasir basladigin yere geri donersin. Hal boyleyken bundan olumlu bir sonuc cikarabilmek zordur fakat ben bunu basardim sanirim.

Aslinda insani olaylarin degil, dusuncelerin mutsuz ettigini, uzdugunu, kirdigini anladigim an basladi benim icin degisim. Yatar yatmaz uyuyabilen bir insan degilim. Once gunun muhasebesini yapar, dersler cikarir, sonra uykuya dalarim. Genelde aklima gelenler oncelikle yasadigim olumsuzluklardir. Neden bunu boyle yaptim, neden o boyle davranmadi, aslinda cok uzuldum, keske boyle olmasaydi, daha iyisi olabilirdi vs vs gibi bir cok olumsuzlugu yatarken kendime cekiyor, uyandigimda da ayni olumsuzlukla gune baslardim eskiden. Uyanincaysa once havaya lanet eder, sonra uyanmis olmama, sonraysa gunun geri kalaninda yapmadiklarima, yapacaklarima. Gune nasil baslarsan oyle gider derler ya hani, gun icinde de beynime kaydettigim kisim genellikle olumsuzluklar olurdu. Bu konuda degismem gerektigini biliyor, fakat nasil yapacagim konusunda tikanip kaliyordum. Oncelikle pozitif dusuncenin insani ne derece mutlu ettigi hakkinda arastirma yaptim gectigimiz ay. Bunun icin bir cok kitap karistirdim, bir cok arastirma, makale okudum. Insan yasamayinca bilemez ya hani, “nasil yani al iste pozitif dusundum, nolacak simdi iyi mi olacak” gibi sacmasapan denemeden bir cok yorumda bulunur ya, ben de baslangicta inansam da pratikte gercekci olacagini dusunmuyordum. Denedim bi sure. Kendime inanmanin aslinda birinci sart oldugunu gordum. Kendime inanmaya basladim. Yapabildiklerime, yapabileceklerime, kapasiteme, isteyince her seyin olacagina, gucume, inancima, beynime, kalbime inandim, guvendim, gerisi nasil olsa gelir dedim.

Yazının tamamını okuyun.

  • Share/Bookmark

Sarkilari guzel kilan, anilardir aslinda…

Dusunun, dogum gununuzdesiniz, arka planda “Ajdar- Cikita muz” caliyor. Normalde igrendiginiz o sarkida arkadaslarinizla egleniyorsunuz. Normal sartlarda dinlemeyeceginiz bir sarki hayatinizda o andan itibaren yer ediyor ve ne zaman ‘Ajdar- Cikita muz’ duysaniz, akliniza gecirdiginiz o gece, eglenceniz, arkadaslariniz, dogum gununuz geliyor. O sarkiyi normalde dinlemeyecek bile olsaniz sizde biraktigi o ani yuzunden kendinizi alamiyor, sarkiyla beraber o gune daliyorsunuz. Yazida anlatmak istedigim tam da bu. Sarkilara anlam veren seyin aslinda muzisyenin ruhu degil, sizin dinlediginiz anki burundugunuz ruh haliniz olduguna inaniyorum ben.

Muzik dinlemeye bayilirim. Bazilari benim icin ozeldir, dinlemeye kiyamam.  O anin bana hatirasidir. Her zaman dinlememem gerektigine inanirim. Buyusu bozulmayacaktir boylelikle. Ornekler verecegim.

Askin Nur Yengi`nin ‘Ay Inanmiyorum’ sarkisi sanmiyorum birilerinin zihninde yer etsin, ya da birileri icin ozel olsun. 90`lar doneminin hic suphesiz en guzel sarkilarindandi. Fakat dedigim gibi 90`larda kaldi… Ben bu sarkiyi sizden ayri severim, cunku  Ay inanmiyorum’ albumu ciktiginda babam yurt disindan evimize gelmis, Ankara`ya gezmeye gotururken yol uzerinden albumu satin almis, 4 saat boyunca araliksiz arabada ‘ay inanmiyorum’ diyerek bu sarkiyi soylemisizdir. O gunden sonra yillarca hem babamin dilinde, zihninde o sarki kaldi, hem de ailecek hepimiz zaman zaman hatirlayip soyledik, soyluyoruz. Dedim ya, kimisi icin siradan bir sarkiyken, o benim babamla ciktigim ilk seyahatin sarkisiydi aslinda. Ne zaman dinlesem o gune doner, o gunu sevgiyle anarim…

Yazının tamamını okuyun.

  • Share/Bookmark

Iyilik, yapana en buyuk cezadir…

Ne bir iyilik abidesiyim, ne de herkesin iyiligini isteyen bi melek. Iyiligimi isteyene iyilik diler, kotulugumu isteyeni yukariya havale ederim genelde. Onun disinda zararim dokunmaz insanlara. Aksine faydamin oldugunu da dusunuyorum genel anlamda. Yardim isteyenden dusmanim dahi olsa yardimimi esirgemem. Bana gelen ayaklari bos elle cevirme huyum yoktur. O an icin bana yapilani kenariya birakir, sadece benden beklenilene odaklanirim. Ha bana yapilan derken, kinci bi insan da degilimdir. Yapilani unutmam ama unutmaya calisirim. Unutamasam bile misillime huyum yoktur. En fazla laf sokarim, o da icimde kalmasin diye. Sonrasinda kisiye olan guvenimi azaltir, bir daha eskisi gibi olmama yolunu secerim. Kacmak midir adi, bilmiyorum. Ama kotulukten, kotu niyetten kacmak olarak adlandirabilirim bunu belki, evet.

Yazının tamamını okuyun.

  • Share/Bookmark

Emek hirsizligi

Belki emek hirsizligi agir olacak, ya da daha uygun bir kelimesi vardir bilmiyorum fakat ben bunu nasil adlandiracagimi bilemedim. Cok kafama taktigimdan degil fakat zaman zaman rahatsiz oldugum bir durumdan bahsetmek istiyorum.

Yaklasik 11254185 yillik ogrencilik hayatimda (bikmis gibi gorunuyorum di mi sayinin coklugundan? hayir aksine, seviyorum) turlu turlu odevler, raporlar, arastirmalar yaptim. Son yillarda ise bunun yogunlugu normal olarak artti. Kimseden kalkipta odevini istemedim, isteyemedim. Utanirim cunku, yakistiramam kendime. Dusunsene o o kadar zaman harcayip odevini yapiyor, sen hic emek vermeden odevini istiyorsun. Icerik olarak calmasan bile kafa yormadan neyin nasil yapilacagini hemen cozup bunlarla vakit kaybetmiyorsun. Hic kimseden almadim diyemem, hic icinden cikamadigim zaman hocanin ve arkadaslarimin teklifiyle once anlattirarak, sonra odevlerine bakarak konulari cozmuslugum vardir ama ben teklif etmemisimdir. Ki gordugumde bile uzerine kendi yaraticiligimi katip, hic bir zaman baskasinin yaptigi sekilde yapmamisimdir. Yakistiramiyorum cunku kendime, kendi aklim, fikrim, bilgim, deneyimim varken ne gerek var, o yapiyorsa ben de yapiyorum diyorum ve basariyorum da genel anlamda. 

Yazının tamamını okuyun.

  • Share/Bookmark