Insan doğduk, “Avrupalıca” ölelim…
Bu aksam yine kotu bir haberle irkildik. Oysa daha bayramin sicak atmosferinden silkinip yarin once o meshur canavarin yollarda kac can aldiginin hesabini tutacak, bir onceki yilla kiyaslayacak, bir sonraki yil icin iyi dileklerde bulunacaktik. Amaaan canim, bu yil az kisi gitmis, seneye farki kapatiriz diyerek sehit haberlerine, patlayan bombalara biraz da olsa yer verip, havalarin soguduna isaret edip Van`da yasayan halka ”sizi de unutmadik bea ama biz sicak yatagimizda uyumaya devam ediyoruz, naniiik” izlenimi verecektik. Onlar sanki bilmiyorlarmis gibi tum kisi sogukta cadirda gecireceklerini… Unutmamaksa amac, unutmadik iste. Ama o kadar.
Tam bu haberlerin bilincinde uyuyup sabah yeni bir gune baslayacakken, Van`dan yine bir sarsinti haberi aldik. Baslangicta diger irili ufakli sarsintilar gibi sanilip pek ciddiye alinmasa da, yikilan bir otelde gazetecilerin yogunlukta kaldigi soylentisinden sonra ozellikle haber kanallari ve Tv8 naklen yayinlarini yaptilar. Bu kanallarin disinda hic bir ulusal kanal alt yazi bile gecmedi. Hatta oyle ki, dizi ustune dizi bile gostermeye devam ettiler. Hayir hayir, deprem icin ozel dizi tekrarlariydi bunlar. Suan hala da yayindalar. Fakat isin kotu yani su, nasil ki sehit haberlerine alisip tepkisiz kalir olduk, deprem konusunda da ayni ruhsuzlugu yasamaya basladik. Ilkinde verdigimiz tepkileri sonraki sarsintilarda ve can kayiplarinda veremez olduk. Tipki bayram donusu giden canlari tek tek kurbanlik koyun gibi saydigimiz gibi, tipki sehit dusen askerlerimizi saydigimiz gibi, bu depremde de acaba kac kisi olecek hesabi tutmaya basladik. Duyduk, ogrendik, kanali kapadik. “aaa deprem mi olmus, kac bina cokmus?, yok canim o binadan sag cikmaz ama isallah cikar” turkulerini soylemeye basladik. Isin kotusu, bunu ben de yaptim…
Deprem mi olmus, nerede, nasil, kac bina cokmus? sorularindan sonra biraz haber kanalini seyredip tekrar diger dizi kanalina dondum. Haberlerden sikildigimdan degildi bu, sadece artik her deprem sonrasi bir kac deprem analizcisinin, profesorun, ya da bu iste gorevli kisilerin cikip “bu artcilari bekliyorduk” bidi bidilarini dinlemek istemedigimdendi. Abi madem bu isten anliyorsunuz, madem bu sarsintilar bekleniyor, neden vaktinde uyarip, buyuklugunu tespit edemiyorsunuz? Neden bizim ulkemizde her sey olup bittikten sonra konusuluyor? Ben artik her deprem sonrasi bir kac AKUT gorevlisinin ekranlara cikip deprem aninda nereye saklanacagimi anlatmasini, bir kac profesorun onumuzde bilmem kac yil icinde nerelerde deprem olabilecegini anlatmasindan SIKILDIM. Deprem aninda ne kadar saklanacagim yeri anlatsalar da, o an ben bunun bilincinde olacagini sanmiyorum kimsenin. Koca ev sallanirken ben mahalleden kamyon gecmis tepkisi verip bi camdan asagi bakamam. Insan depremi idrak edene kadar ya gocuk altinda kaliyor, ya da kosarken merdiven boslugunda… Ayrica sevgili profesorler, deprem uzmanlari, fay hattinin gectigi bir ulkede elbette bir gun deprem olur, ihtimal hep var. Bunu bilmek icin sizin egitiminizi almamiza da gerek yok. Ne kadar cografya dersini hayatim boyunca hic sevmemis olsam da, ulkenin cografi konumunu en azindan atlastaki renklerden cozmek bile mumkun. O yuzden senin isin bu ihtimali soylemek degil, nerede ne zaman olacagini saptamak degil mi? Mumkun degilse bile git aldigin maasi haket, ugras calis bul. Deprem sonrasi ciktiklari program icin para aliyor bu adamlar sanki…
Eskiden olsa afedersiniz devlete bok atar, oralari gelistirmedi ki, evleri denetlemedi ki derdim ama suan goruyorum ki devlet zaten boka batmis durumda. Hatri sayilir kisilerin iki lafiyla git sen saglam raporu al, cebine sikistirilan uc bes kurus icin gitsin devletin muhendisi kendisini satsin, sonra boyle patir patir tabiyki tost olur o binalar. Hem de 4-5 kasarli! pardon katli…
Yeri geldiginde burun kivirdigimiz, medeniyetsiz buldugumuz o Avrupa var ya, kurban olsunlar diyesim geliyor bazen. Neymis efendim Avrupali yozlasmismis, neymis efendim bizim kulturumuz, orfumuz adetimiz varmis, korumaliymisiz. O orf adetler yerini can almaya, kan dokmeye, insan uzerinden yapilan pazarliklara, iki kurusluk rusvete birakti hey n`eaaaber? Varsin ben Avrupali olayim da en azindan insan degeri goreyim, raziyim yozlasmaya. Ha yozlasmaktan kasitlari da ictikleri icki, giydikleri iki memesini hafif gosteren elbise, yaptiklari seks. Sanki hic biri bunlari yapmiyormus gibi. Ulan siz degilmisiniz bir disi gorunce dibi dusen? Varsin ben Avrupali olayim…
Yaklasik 100yillik, belki daha eski bir binada yasiyorum. Dis yapisi kaldigi halde ic yapisi 3 yil once reforme edilmis, ici komple yenilenmis ahsap tarihi bir bina. Dusunuyorum, ulan diyorum ben 100 yillik bir binada acaba Turkiye`de yasayabilir miydim diye. Sonra kendi kendime sen yasarsin da, ancak o binanin altindaki arsanin topraklarinda diyorum. Alalim abi Avrupali`nin tum bilgisini, yetenegini. Verin abi ulkeyi bi sureligine Avrupalilara, adam etsinler hem ulkeyi, hem de bizi yonetenleri. Yakinda Turkiye`ye temelli donus yapacakken ben anneme neden soruyorum “anne bizim ev saglam mi” diye? Sormak zorunda miyim? Bir konut yapiliyorsa yikilmak icin mi yapilir? Amac icinde insan barindirmaksa neden bu tur sorular sorulmali? Mantik kuramiyorum, kurmak istemiyorum. Ben o eve girdigimde acaba deprem olsa yasar miyim korkusu yasamak istemiyorum. Muteahhitlere guvenmiyorum, yolunu bulmus almistir imzasini, saglam diyecek tabii ki diyorum. Ben bu kadar guvensiz olmak istemiyorum ama? Sebep kim, sebep herkes. Sebep sen, ben, o, bu. Her seyi torpile baglayan, dayisina bir imza attirip ise giren, egitimini almadan, temel bilgisi olmadan bu isi yapanlar, sebep o evleri yaparken iki kurus kacirmak icin curuk/eksik mal kullananlar, sebep saglam raporu alabilmek icin dayisina basvuranlar, sebep oy verdigi adama guvenip onun adindan yararlananlar.
Iste ben de bu carpik duzenden kurtulmak icin “AVRUPALIYIM” diyerek torpil istiyor, yasama hakkimi ozgurce kullanmak istiyorum…
Ben, bana omrumun bictigi zamanin disinda, baskalari yuzunden, zamansiz olmek istemiyorum…
Yasamak guzel…






