Genel Kategorisi Arşivi

Byron Katie- “The Work”, “Calisma”

Bugun derste gelisim ve kendimizi tanima oyunu oynarken bir karti bulmamla basladi Byron Katie ile tanismamiz. Kartta Byron Katie`ye ait bir soz yaziyordu. ” Gecmisin en guzel yani, gecmis olmasi”  hepimizin zaman zaman yaptigi bir hata degil mi bu? Surekli gecmisi sorgulamak, surekli gecmise ozlem, gelecege degil, gecmise dair yasam… Ne kadar sozde gecmisi silsekte, aslinda bunun kendimizi kandirmaca oldugunu biliyoruz.

Byron Katie, “The Work”, yani “Calisma” adinda bir yontem kesfetmis. Bu yontem kisinin beyninde yer alip unutamadigi, kendisine aci veren tum dusunceleri sorgulamasina imkan saglayip, aci veren dusunceleri sorgularkenki kullandigi inanclarini, duygularini ortaya cikaran ve  insanin tum algilarini acan, bu sayede insanin gerceklerle yuzlesmesini saglayan bir yontem. Insanin kendi icinde catisip tartismasi yerine, gercekleri oldugu gibi kabul edip onune bakabilecegi bir yol. Yani gecmisinizle yuzlestirip, buna bir sunger cekerek gelecege adim atmaniza yardimci oluyor. Zaman zaman hepimizin denedigi ama beceremedigi de diyebiliriz.

Byron Katie`nin web sitesinde daha fazla bilgiyi bulabilirsiniz. Ne yazik ki bir cok dilde cevrilen site, Turkce`ye cevrilmemis. Milletimizin az okumasina mi baglanmali bu bilemiyorum, neyse. 

Web sitesi: http://www.thework.com/index.asp

Radikal gazetesinden Isik Menderes, bu yontemi anlatan bir kac yazi yazmis. Bunlardan birini paylasmak istiyorum. Ilk defa yazimda kendi yazim disinda bir yazi kullanacagim ama arada olsun boyle guzel yazilar buldukca(:

Yazının tamamını okuyun »

  • Share/Bookmark

Oralet deyip gecmeyin

Kimine gore suda kaynayan vitamin ilaclarindan farksizken, kimineyse tum gazli icecekleri unutturacak kadar degerli bir icecek. Artik gunumuzde market raflarinda daha uzun sureli durur, alicisi nadirdir. Sukur ki son kullanma tarihleri uzundur da, saticiyi husrana ugratmaz. Vazgecilmezlerimdendir benim oralet. Ne zaman oralet icsem gecmisimi guler yuzle hatirlarim. Bir kahvenin kirk yili hatri var derler ya, benim icin de oralet oyle.

Cocuklugumdan hatirlarim, babamin arkadaslarinin dukkanlarina gittigimizde ne ikram edelim diye sorduklarinda “oralet” diye atladigimi.  O zamanlar simdiki gibi kirk bin cesiti yok tabi. Sadece portakalli var ve ufak cay bardaginda, kirmizi beyaz plastik cay tabaginda yaninda iki sekerle servis edilir. Cayci getirir, ve dukkanci amca yanina cayci plastik parasindan koyar. Soylemis miydim daha once, ben hep ozenirdim kucukken o cayci telefonumtirak aletlerine konusmaya. Dugmeye basarsin, istegini soylersin ve getirir sana aninda hani. Caycilik kuuuuul meslek o zamanlar. Erkek cocugu olsam kesin cayci olmak isterdim heralde (:

Neyse ki yillar gecmesine ragmen her yil babamin bazi degerli arkadaslarinin dukkanlarini ziyaret ederim ve ben soylemeden bana oraletim gelir. O an ki muhabbet, o an ki hatir gonul alma, babami ve gecmislerini yad etmek kirk yila degil, bir omure bedel olur.

Bir sey itiraf edeyim mi?

Yillardir eve oraletin bin bir cesitini alirim ama bir turlu o cayci oraletinin tadini alamam. Rengi de tadi da baska oluyor. Sirri nedir bilmiyorum ama ben oralet kulturunun kalkmasini istemiyorum. Yerini adini bilmedigim bin bir turlu kahve cesitleri alsin hic istemiyorum.

Oraletler rafta kalmasin, hepsi satilsin ve ben her gittigim yerde oralet isteyebileyim. Cok sey istemiyorum sanirim (:

  • Share/Bookmark

Ucan araba hayali gercek oldu

Bugun gazetede ufacik araba fotografi altinda gordugum haberle sok oldum. Hollandalilar tarafindan bulunan ve tasarlanan bu araba yaklasik 5 yil sonra seri olarak kullanima gececekmis. Ilk kullananlar polisler olacakmis. Ucan arabalara PAL-V adi verilmis. Fiyati ise 100bin ile 200bin euro arasi degisecekmis.

Kucuk arabalara karsi zaten ayri bir ilgim vardi, bunlari gorunce araba degil, ucan araba istiyorum demeye basladim. Nasil olacak, gercekten kullanima gecilecek mi merak ediyorum, sonuclari ne olacak gozumde kestiremiyorum. Trafik, ve gurultu kirliligine cozum getirecegi kesin de, insanin kafasina bir araba dusmesi ihtimalini dusunmek bile korkutucu. Trafik polisleri nasil gorev yapacaklar, benzinle mi calisacak, hava kirliligine yol acacak mi, durabilecegi belirli duraklari olacak mi gibi bir cok soru var kafamda. Endiselenmiyor degilim ama gelisimi seviyorum. Olmeden bir cok yenilige sahit olmaktan ayri bir mutluluk duyuyorum.

Bekleyip gorecegiz bizleri ileride nelerin karsilayacagini:)

  • Share/Bookmark

E- kitap

Bazen geri kafali, teknolojinin nimetlerini hor goren bir insan olabiliyorum, kabul edebilirim. E- kitapta teknolojinin getirdigi nimetlerden biriyken, bense sonuna kadar karsi cikiyorum.

Bugun denemek isteyip bir kitap indirdim. Aslinda niyetim sabrimi denemekti itiraf edeyim:) Normalde sabirli bir insanimdir ama tahammul edemedim birinci sayfasindan sonra. Dijital ortamda okumayi sevmiyorum ben. Bir sure sonra gozlerimi aliyor, yazilanlari birbirinden ayiramiyorum. O yuzdendir ki, okumam gereken yazilarin ciktisini alir okurum. Raporlarimin yazilim kontrollerini bile ciktisini alip okuduktan sonra farkederim. Elime aldigimda hissetmek, yazip cizebilmek, kaldigim yere kagit ilistirmek ya da her an yanimda tasiyabilmek benim vazgecilmezlerim okuma konusunda. Saatlerce yuzlerce sayfayi monitor karsisina gecip okumak sanirim isteyecegim en son sey olup, iskence araci olarak gormemi saglar. Bunu becerenleri tebrik etmek gerek:) Gerci insanlar bu kadar az okurken e- kitabin tutmasini ve yaprakli kitaplarin onune gecmesini dusunmek cilginlik olur heralde.

E- kitabin kullanisli oldugu yerlerde var elbette. Bence e- kitap amator yazarlarin, ya da kendini tanitmak isteyenlerin rahatca kullanabilecegi arac olarak gorulmeli. Ya da degisik gorsellerle, cesitli kaynaklarin belirtildigi, videolarla suslenmis bir kitabin cd ile ek olarak sunulmasi hos olabilir. Bunun disinda faydasini, kullanilabilecegi bir alani bulamadim.

Yine de alternatif olarak sunulmasi guzel, ne kadar hayatimin hic bir alaninda kullanmayacak olsam bile(:

  • Share/Bookmark

Ben vermedim, o vermedi, sen vermedin

Peki ya kim verdi?

Turklerin degil insanligin sorunu bu gizlemek, gizleyerek bir gruba dahil olacagini sanmak. AKP`ye mesela kimse oy vermemisti, herkes anti- AKP`ci idi. Fakat sonucunu gorduk. Hatta Yemekteyiz programini da kimse izlemezdi, ya da her gun televizyonda cikan onlarca diziyi. Hatta BBG de neydi oyle, kimse izlemez fakat kimin hangi karakterde oldugunu bilip, guya izlemedigi programin yarismacilari hakkinda karakter analizi bile yaparlardi. Hic birimiz izlemedik aslinda bunlari. Hatta tum gun National Geographic izler, tum hayvanlarin dollenme asamasini bu sayede bilir, bir ormanda yalniz kalsaniz hangi bitkilerin zararsiz oldugunu hemen anlayabiliriz. Ya da Turk kanallari kakadir, her gun MTV dinler, CNN takip eder, yabanci dizilerin hastasiyizdir. Hatta AKP`ye de biz oy vermedik, gokten zembille indiler onlar.

Neyse…

Gectigimiz carsamba belediye meclisi secimleri vardi Hollanda`da. Asiri sagci Wilders`in partisinin uyelerine guya kimse oy vermeyecekti. Herkes karsiydi fakat ne hikmetse kimse oy vermedigi halde bu parti yukselis gosterdi. Insanlarin sonuclar cikinca sasirmalarini anlamiyorum. Sen vermedin ben vermedim de kim verdi bu kadar oyu?

Bu ruh hastasi asiri sagci bey amcamiz, kendisi yabanci bir hatunla evli olmasina ragmen yabanci ve musluman dusmanidir (Hitler ile es degerde tutuluyor). Hatta demis ki bir demecinde, “Turkiye AB`ye girerse Hollanda`yi AB`den cekerim”.  Icraatte sifir, bomba demeclerle paparazzilik bey amcamiz ilerleyen gunlerde daha ne gibi bombalar salacak bilmiyorum ama tam zamaninda vatandasliktan cikacagima sevinmeye basladim.

Oy veripte vermeyenlerin, tum bu programlari, dizileri izleyipte izlemeyenlerin aciz ruhlarina selam olsun.

  • Share/Bookmark

Makinesi olan herkes “fotoğrafçı”

Bu sozumu TDK dogrular nitelikte bir aciklama girmis sozlugune.  “Fotoğraf çeken veya basan kimse” 

Bu kadar basit oldugunu dusunmuyorum. Artik gunumuzde fotograf cekmek ve “fotografci” olmak o kadar dillere dustu ki, eline pahali, benim deyimimle koca burunlu makineyi alan herkes fotografci kesilir oldu. Ustelik fotografci kesilmelerinin yaninda kendilerini boyle de anlandirmaya basladilar.

Peki fotografci kimdir? Bunun kriterleri yok mudur merak ediyorum.

Koca burunlu olmasa da bir dijital makinem var. Daha cok hatira fotografi ceken bir insanken, koca burunlularin cektigi fotogralari gorup almaya niyetlenen biriyim. Ben makinenin fotografi guzel cektigine inanirim, o makineyi kullanan kisinin kabiliyetine degil. Tabiyki birbiriyle bagimli her ikisi de ama makinen ne kadar iyiyse, fotografin kalitesi o kadar iyidir. O yuzdendir ki her fotografa “aaaayy ne guzel cekmissiiiinnn” demem. Isin sirri makinededir cunku. Makine cok guzel cekmis desem de olmaz tabi(:

Fotoğraf çekmek, kafayı, gözü ve yüreği aynı nişan çizgisine yerleştirmek demektir.”  demis Henri Cartier. Cokta guzel soylemis. Ben fotografciyim diye elinde koca burunluyla dolananlarin fotograflarinda soylenilen baglantiyi goremiyorum. Kafa varsa goz yok, goz varsa yurek yok. Butunluk yok. Harmoni yok. Anlamayan icin hepsi dort dortluk o ayri.

Yazının tamamını okuyun »

  • Share/Bookmark

Türkler para harcamayi sever

Okulda misiniz, acsiniz ve bir seyler yemeye niyetlisiniz. Ne yaparsiniz?  Cevabi ben vereyim, hemen kantine ya da yemekhaneye kosarsiniz…

Calisiyor musunuz, yemek arasi mi var, hatta yemek paraniz da karsilaniyor mu? Peki ne yaparsiniz? Soyleyeyim, hemen yemek siparisini verir, karninizi bir guzel doyurursunuz.

Peki ben ne yapiyorum anlatayim. Sabah staja gitmek uzere uyaniyorum. Kahvaltimi yaparken ekmegin arasina bir seyler koyup, meyveyi de buna dahil edip, ogle icin yiyeceklerimi yanimda goturuyorum. Cebimden o gun bes kurus cikmiyor, acim diye sizlanmiyorum ya da yemek yuzuden bes kurus param kalmadi diye de…

Sanirim anlatmak istedigim seyi biraz anlamissinizdir. Bunun turlu turlu orneklerini verebilirim. Telefonun hep en iyisini,  her modelde yenilemeyi istersin, yenilersin de. Telefonu arama, aranma, mesaj atma, alma, muzik dinleme ve calar saat ozelligi  disinda  kullanmadigini unutur, kullanmadigin halde kamerasinin kac megapixel olduguna kadar dikkat edersin telefon alirken.  Elbette haklisin bunu yapmakta, fakat luksune duskunsundur, daha fazlasini istersin her seferinde.

Ihtiyacin olmadigi halde giyecek iki ceketin varsa ucuncusunu almaktan cekinmezsin, ustelik kis ayinin 3 ay surdugunu unutursun bile. Paran belki yoktur o an, ama kredi kartina basvurursun. Sizlanirsin da ustelik kredi kartinin dolulugundan ve odeyememekten.

Para biriktirememekten sikayetcisindir ama bunun nedeninin kendinden kaynakli oldugunu gormezsin bile. Harcamalarina dikkat etmez, biriktirmek icin caba gostermez, anca sizlanirsin.

Turksun, para harcamayi, harcadigin kadar sizlanmayi seversin.

Avrupaliligin en guzel yonu harcamalarini dogru yapmalari ve para biriktirebilmeleri. Eger Avrupalilasacaksa Turkiye, bu huyunu edinmeli.

  • Share/Bookmark

Cocuk yasta cinsel iliski…

Basligi gorunce bile insanin irkilecegi, yok artik diyecegi ya da demesi gerekecegi bir durum bu aslinda. Son gunlerde fazlasiyla dusunur oldum, gelecekte cocuklarin neleri beklediginden endiselenerek.

Defalarca anlattigim gibi, stajimda turlu turlu cocuklar, turlu turlu problemler var ve her gun bu problemlere bir yenisi ekleniyor malesef. Bu sefer ki sorunsa bir haftadir bogustugumuz 13 yasina yeni girmis olan bir kizimizin cinsel iliskiye girmis olmasi. Kizimiz ne kadar 13e yeni girmis olsa da, gayet suslu, sarisin, erkekleri tahrik edecek sekilde, kisin bile yari ciplak giyinen, surekli asik olan ve erkeklerin ilgisine bayilan, surekli sevgili degistirip surekli ask acisi ceken bir cocuk. Gectigimiz gunlerde  cinsel iliskiye girdigini anlatti. Bunun uzerine annesinin haberdar olmasi gerektigi soylenip, kizin bunu annesine nasil soyleyecegi konusunda dusunmesi istenildi. Ya kendisi soyleyecekti, ya da annesi cagirilip beraber soylenecekti. Kiz buna karsi cikip, ozelime mudahale edemezsiniz,annem bilmeyecek diye direnip, mekani terketmisti. Bunun uzerine bugun gelip teror estirdi. Sinirle annesine soylemis ve annesinin tepkisini gorunce kendisini disari atmis. Ogrendigim kadariyla yillar once de boyle bir vaka meydana gelmis staj yerimde. Iki cocuk staj yerimde tuvalete gitme bahanesiyle uzaklasip tuvalette iliskiye girmis ve sonradan bunun farkina varilmis. O gun bugundur de lavaboya giden cocuk biraz uzun kalmissa kontrol ediliyor.

Peki cocugun da dedigi gibi bu yasta bir cocugun ozel hayati olur mu? Bu ozel hayatta cinselligin yeri nedir? Disaridan 3. biri olarak buna mudahale etmeye hakkin var midir?

Yazının tamamını okuyun »

  • Share/Bookmark

85 yasindaki dede ikiz cocuk beklerse…

Haberlerde izlediniz mi bilmiyorum ama hala bu olayin sokunu yasiyorum. 85 yasindaki Cemal dede 10 aydir resmi nikahsiz beraber yasadigi 48 yasindaki Gurci bayandan ikiz cocuk beklemekte, hem de 3 aylik… Cemal dede eski vefat eden esinden 5 cocuga sahip ve toplamda 21 torunu var.

85 yasindaki Cemal dede 67 yil soforluk yapmis, ve kendine iyi baktigini, bu nedenle cocuk sahibi olabildigini iddia ediyor. Hatta sozlerini alinti yapayim:

“Bir kez 1949, bir kez de 1959 yılında içki içtim. Daima kendime iyi baktım, iyi yemekler yedim. Ayranı ve yoğurdu çok severim. Soğuk günlerde köyde idman yaptım. Kışın soğuk suya girerdim. Soğuk su beni yenemezdi. Son 5 seneye kadar soğuk suya girerdim. Dinç kalmamın sebebi; içki kullanmadım, akşam erken yattım, sabah erken kalktım, düzenli ve organik beslendim, yemekleri öğünde yemeye dikkat ettim, abur cubur yemem, sigara içmedim, kötü alışkanlıklarım olmadı. Çok sağlıklıyım. Bugüne kadar ufak telef hastalıklar geçirdim. Yatalak hasta olmadım.”

Yapilan aciklamalara gore erkekler ergenlik doneminden itibaren yasamlarinin sonuna kadar cocuk yapabilirlermis. Yani belli bir yas sinirlamasi yokmus. Aslinda burada onemli olan konu bu yasta birinin cocuk yapabilmesi ya da cinsel gucu degil, bu cocuklarin ne halde olacagi. Benim de sinirlendigim konu bu aslinda.

Yazının tamamını okuyun »

  • Share/Bookmark

Ucuslarda kiloluysaniz fazla ödeyeceksiniz

KLM ve Air France yaptiklari aciklamalara gore yakinda fazla kilolu yolculardan iki bilet parasi alacak. Buna gerekce olarak guvenlik tehditi gosterilmis.

Eger ucak yeterli doluluga ulasmamissa kilolu kisinin odedigi ikinci bilet parasi geri iade edilip, yolcu bos bir ikili koltuga oturtulacak. Bu uygulamaya tabii tutulan yolcular, yanlarinda bulunan kol dirsegini indiremeyecek ve emniyet kemerini baglayamayacak kadar kilolu olanlar.

Bir yandan bunun fazlasiyla ayrimcilik oldugunu , diger yandan ise boyle birinin yanina oturan kisi icin de fazla rahatsiz edici bir durum oldugunu dusunuyorum. Uygulama yerinde midir,  yayilmali midir kararsizim. Fakat herkes cok yediginden kilo almiyor, saglik problemi olanlar da oluyor aralarinda. Uzun bacakli insanlar var mesela. Oturur oturmaz koltugu geriye cekip arkadakini rahatsiz edenler. Bunlara da uygulanmali madem boyle bir ayrimcilik yapilacak. Yani is tek kiloya baglanmamali.

Ne kadar ayrimcilik gibi gorsem de bir yandan da yapilani dogru buluyorum. Ani bir olayda yanindaki kisinin guvenligini tehdit edebilirsin. Ya da yanindakinin konforunu engelleyebilirsin ki konforlu ucus onun da hakki. Bazilari kilolu olduklari icin iki koltuk isgal ediyor ve ikinci koltugun parasini odemiyor. BU taraftan bakinca o odemedigi ama kullandigi koltugun parasini odemesi de gayet adil geliyor.

Sanirim ne kadar ayrimcilik gibi gorunse de yapilan dogru. Kim bilir, belki tum ucak sirketlerine yayilir. Istemezdim sanirim oyle birinin yaninda üc bucuk saat boyunca oturmak ve hareket edememek. Bencilce belki fakat kim rahatini bozmak ister ki?

Hayirli olsun, ne diyelim:)

  • Share/Bookmark