Benden Kategorisi Arşivi

Korkuyorum

Gok gurultusunden korkan ben, baska korkularımın da  oldugunu bılmezdım. Bır evde yalnız kalabılecegıme ınanırdım ama yapamıyormusum. O kadar alısmısım kı evde baska sesler duymaya, yalnızlık, hele de kocaman bır evde tek basına kalmak benı cok urkutuyor… Cok korkuyorum. Eve gırer gırmez kapıları kılıtliyor, camları bıle acamıyorum su yaz gununde. Yatma vaktı geldıgınde ise…

İste asıl ıskence o zaman baslıyor. Gozlerımı acamıyorum, actıgım an kendı golgemden bıle korkuyorum. Perdenın aralıgından gelen ısıktan tut, kapının oradakı hafıf koyuluk… Hepsı urkutuyor benı. Yalnızlıktan korkuyorum, tek basına kalmaktan, tek basına olmaktan korkuyorum.

Yazının tamamını okuyun »

  • Share/Bookmark

Tatilimin ilk kısmı- Ankara

Yorumlar kapalı

Yarın Turkıye’ de ılk haftamı dolduracagım. Gelırken gıdıyorum yazısı yazmasam da vakıt buldukca yaptıklarımı, gozlemledıklerımı, hosuma gıden gıtmeyen her seyı yazacagım.

Yıllar oldu Ankara’nın havaalanına ınmeyelı. Son aklımda kalan otobus yolculugu gıbı bır ucak seyahatı ve ınınce havaalanında cekılen ıskence. Eldekı bavullara yapısan adamlar mı dersın, dolandırıcı tıplerden kacmaya calısmak mı. Bu yuzdendır kı yıllardır aktarmalı olsun ama Ankara olmasın derdım. Bu yıl aılemın bır kısmı Ankara’ya tasındıgı ıcın bu yemınımı bozup Ankara’ya ındım. Havaalanı eskısı gıbı degıl, daha duzenlı, daha guzellesmıs. Megerse bu halıyle ılklere bıle gırmıs. Yıne alısverıs yapma acısından eksıgı cok Istanbul ıle karsılastırınca ama olsun. Artık Ankara havaalanı tabumu yıktım, tavsıye edebılırım baskalarına.

Abım karsıladı, eskı meclısten tut, tum bınaları tek tek anlatarak ve gostererek Ankara’yı az bucuk tanıttı. Ilk saatımde sıkıldım Ankara’dan dıyebılırım. Sıcaktan tutun, dagımtırak ınıslı yokuslu yollarına kadar, Ankara benı acmadı. Zaten yıllardır Ankara’yı sevmedıgımı dıle getırırdım. Neyse kı kaldıgım yer Dıkmentepesı’nde oldugu ıcın, pufur pufur esen balkon ve balkondan bakınca gorunen muhtesem goruntuden sonra, evet Ankara burada yasanabılır sadece dedım.

Denızı olmamasına ragmen neden her yerde selalemtırak su bırıkıntılerı yapılmıs Ankara’ya anlamadım. Melıh Gokcek yememıs ıcmemıs su dikmiş Ankara’nın her kosesıne:p

Yazının tamamını okuyun »

  • Share/Bookmark

Fulltime özlem, parttime mutluluk

Daha kacinci kez bu konuda sikayet edecegimi inanin ben de bilmiyorum. Hayatimin her evresinde ozlemlerimin tavan yapip, oradan hic inmedigini daha once de anlatmistim. Yine bu duygunun en ust seviyelerde oldugu, ya da olacagi bir durumla karsi karsiyayim. Bu kez problem ben de mi ben de bilmiyorum.

Haftaya Turkiye`ye gidiyorum, tatile. Fiziken belki az seviyede olsa da, zihnen fazlasiyla yoruldum. Staj, stajdaki sorunlar, ev isleri, okul, kendi islerim derken artik daha fazlasini yukleyemeyecek duruma geldim. Kafamdakileri bosaltmak, okulumun son yilina daha duru bir beyinle girebilmek icin Turkiye`ye gitmek istedim. Bunu hakettigime inaniyorum en azindan.  Annem ve kardesim benimle gelemeyecek bazi ozel nedenlerden dolayi. Bir yanim eksik gidecegim icin tam sevinemiyorum bile. Bileti gec aldim ki, annem halimi gorsun ve kendisi teklif etsin. En azindan gonullu olsun gitmeme. Nitekim boyle de oldu. Kendisiyle beraber gittik almaya, kendisi teklif etti, kendisi gordu cektiklerimi. Ne gidecegim diye direttim, ne de onu gonulsuz gorup gitmek icin elimden geleni yaptim. Basindan o mesuttu, ben de oyle. Su an ayni seyleri dusunuyor mu bilmiyorum, emin olamiyorum.

Son bir haftadir uyumuyor, kendini disarilara atiyor sabahin en erken saatlerinde. Bana bir sey soylemiyor ama goruyorum mutsuzlugunu. O bunlari icinde yasarken ve ben gitme hazirligina bile baslamamisken benim icin valiz aliyor, gotureceklerimi ayarliyor, alisverisimi yapiyor. Bir an once gitmemi istiyor gibi bir hal takiniyor. Ama boyle de degil durum biliyorum. Belki o gunu beklemenin verdigi stres, bilmiyorum.

 Stres, yogunluk, bunalmak derken, gitmek istememin en onemli nedeni elbette sevgilim. Cok ozledim, burnumda tutuyor kokusu.  Belki bir omur strese dayanacak gucum var ama onun ozlemine o kadar dayanamayacagimi biliyorum. Yaninda olmak istiyorum, gozlerinin derinliklerinde kaybolmak istiyorum, doyasiya sarilip, doyasiya hasret gidermek istiyorum. Bunu hem onun hem de benim hakettigimizi biliyorum. Cok ozledik, cok sabrettik… Onu gorecegim icin sabirsizlansam da, dort dortluk sevinemiyorum iste annemi boyle gorunce. Hazirlanmiyorum, hazirlamak istemiyorum bavulumu. Bir yanim eksik kalacak yine sanki.

Yazının tamamını okuyun »

  • Share/Bookmark

Yine geldim bir baslangicin sonuna…

Hani demistim ya daha once, gercekten zormus vedalar. Hayatimin her doneminde belki herkesten fazla veda anlari yasadigimdan her seferinde bir sonrakine daha hazirlikli olacagimi dusunsem de, her seferinde bir onceki kadar canim aciyor nedense. Sevmiyorum vedalari, sevmiyorum sonlari. Gerci sevsem anormal olurdu ya…

Bugun gunlerdir hazirligini yaptigimiz veda partim vardi staj yerimde. 10 aylik zorlu maratonun sonunda sonuna gelmistim artik.  ” O an”  gelip catmisti artik. Aslinda isin garip tarafi ve anlamadigim kismi, bir insan gidisini neden kutlar ki? Sevindigim veya bu durumdan memnun oldugum da yok. Heralde maksat herkesi bir araya toplamak ve guzel bir anla vedalasmak. Gunun basindan beri bir an once aksamin olmasini hayal edip, o ani cabuk atlatmak icin dualar etsem de, dusundugumden daha uzundu gun bana bugun. Herkeste gunu guzel gecirmek icin bir telas, herkeste bir guler yuz, tebessum. Bu sanki olum yataginda yatan bir hastaya herkesin iyi davranip, onu guldurmeye calismasi gibi. Kim ne yaparsa yapsin ben uzerimden gerginligimi atamadim o ayri.

O kadar guzel, o kadar sevimliydi ki hepsi… Aklima geldikce icimden bir seyler kopuyor sanki. Farkinda olmadan o kadar guxlu bir bag kurmusuz ki, yilin basinda ayriligin bu kadar koyacagini soyleseler gulup gecerdim heralde. Erkek cocugum (15 yasinda) sabah benden once staj yerime gitmis. Gittigimde masada oturup beni bekliyordu. Gomlek giyip, benim icin suslenip saclarini kestirmis. O kadar mutlu oldum ki, deger vermis, ugrasmis. Benim erken gittigimi bildikleri icin normalde 3te gelen cocuklarin hepsi sabahtan geldiler. Kimiyle oyun oynayip, kimiyle sohbet ettim. Kiminin gunu bile degildi, benim icin gelmis. Normalde onlari toplu halde tutabilmek ve is yaptirmak biraz ugras ister. Fakat herkes bir seyin ucundan tutup, parti hazirligini bitirdiler. Kimi salatayla ugrasti, kimi suslemeyle, kimi alisverisle, kimi organizasyon ile vs vs. Normalde o kadar cocugu bir arada tutmak zordur. Ama amac tekse beraber de olabiliyorlarmis bunu gordum. Hepsine ne kadar tesekkur etsem az…

Gunlerdir benim arkamdan is cevirdiklerini dusunuyordum. Benden kaciyorlar, beni aralarina almiyorlardi. Megerse benim icin yazilarla, fotograflarla bir album hazirlamislar. Hayatimda aldigim belki en guzel hediyeydi. Benim icin o kadar degerli o kadar guzeldi ki. Zaten ben gorur gormez goz yaslarimi tutamadim. O kadar istiyordum ki fotograflarini bari alabilmeyi. Bunun yasak oldugunu dusundugumden sormuyordum bile cekmek icin. Yasak oldugu halde is arkadaslarim benim icin bunu yapmislar, dunyanin en mutlu insani oldum o an. Veda konusmasi yapamadim, yapmak istemedim. Dedim ya, sevmiyorum veda anlarini.

Yazının tamamını okuyun »

  • Share/Bookmark

Bu aralar…

yazacaklarim o kadar birikti ki.

Bir yandan kafamdan liste yapiyor, yazmak icin firsat kolluyorum. Diger yandan firsati buldugumda yazacak kafada olmuyorum. Yazmayi ozledim. Bu aralar tek yaptigim sey icimden konusmak. Aslinda bunlari yazabilecekken neden icimde konusuyorum onu da bilmiyorum. Hayatimda hic olmadigim kadar kontrollu davraniyor, kendi kendimi her konuda frenliyorum. Kendimi cogu konuda elestiriyor, cogu konuda hakli gorup, pohpohluyorum. Tabi hepsi icimde. Nesem de icimde, huznum de. Telasim da icimde, durgunluklarim da. Konus desen konusamayacak kadar aciz, sus desen susturamayacak kadar hem dolu hem de bosum.

Ne bunalimdayim, ne depresyon. Ne kendimi soyutladim baskalarindan ne de sessizlestim. Aksine cok normalim. Icim daralmiyor, ne bir seylere uzulecek kadar kendimi gucsuz hissediyorum, ne de olaylara tepkisiz kalacak kadar donuk. Dedim ya, iyisiyle kotusuyle hepsi icimde. Kendimi hem iyi hissederken hem kotu hissetmek ne kadar celiskilidir boyle sorguluyorum onu da icimde. Cevabi bulamiyorum. Kendi kendime hic olmadigim kadar durustum belki. Kendimi kandiracak acizlikte hic degilim. Hani bir karar asamasinda olursun, bazen sallantida hissedersin kendini, bazen cok guclu ve kesin kararli olursun ya. Sanki bu ani yasiyorum. Oysa ne almam gereken kararlarim var, ne de herhangi bir konuda yaptigim bir plan.

Hayatim her zaman oldugu gibi tek duze. Gerek aileme, gerekse kendime olan sorumluluklarim hala hat safhada. Son dakikaya kadar elime almiyorum hic bir seyi. Aslinda alip, surunduruyorum. Kendi kendimi irite edene kadar sokuyorum gozume gozume. Yapiyorum hepsini bir bir. Eskiden bunlar icin de cok sikayet ederken, artik alismislik midir, koyvermislik midir dert yanmiyorum ne kendime, ne de baskalarina. Diyorum ya, suskunluklarim da icimde, konusmalarim da. Susuyorsam alismisligimdan midir, yoksa caresizlikten midir bilmiyorum.

 Tek eksikligini hissettigim sey dostlar. Konusmasam bile varliklarini bilmek, hissetmek istiyorum. Belki icinde bulundugum bu yalnizlik beni kendimle basbasa birakiyor, kim bilir. Sokaklara salip kendimi yurumek istiyorum.

Bu aralar yazacak o kadar cok seyim var ki. Ah yazabilsem… Onumuzdeki hafta tum staj raporlarini teslim etmem gerekiyor. Malum 10 ayimi doldurup staji bitirmeme gunlerim kaldi. Cok fazla raporum var ama yapabilecegime inaniyorum hepsini. Ustelik bu sefer kendimi koyverip, bunalim havasi estirmeden. Guclu ve kendimden emin olarak… Raporlarimi teslim ettikten sonra belki icimde konusmayi birakip, yazacaklarimi yazabilirim. Kisa bir sure belki yazamam raporlar nedeniyle, sonrasinda bolca gorusuruz. Selametle…

  • Share/Bookmark

Zordur vedalar

Uzun zamandir stajla ilgili bir yazi yazmadigimi farkettigim ve zor bir donemden gececegim icin paylasmak istedim duygularimi. 9 aylik uzun bir staj donemimin ardindan son aya girmis bulunmaktayim. 9 ay boyunca haftanin dort gunu ayni insanlari gormek artik insani bir sure sonra oraya ait hissettirip, sanki hic ayrilmayacagini dusunduruyor. Tam boyle hissederken, son ayima girdigimi anlayinca her sey benim icin degisti, daha anlamli hal almaya basladi son gunlerde.

Zaman zaman anlattim blogumda. Guldugum, agladigim gunler oldu. Bazen birakmak isteyip lanet okudum, bazen kendimi cok sansli hissettim. Ama bu 9 aylik donem icerisinde farketmeden o kadar gelismis, o kadar cok sey ogrenmisim ki, geriye donup baktigimda ne yasarsam yasayayim beni bu ise hazirladigini, dogru yerde bulundugumu anladim. Kendime guvenimi kazanip, calisanlarin artik sana 100% guveniyoruz demeleriyle kendimle gurur duydum. Artik ne ailelerle konusuyorken dilim tutuluyor, heyecanlaniyordum, ne de cocuklarin en yaramazi, sorunlusuyla karsi karsiya gelince kabuguma cekiliyordum. Artik dis gostermeyi de biliyor, sozumu de dinletiyordum. Baslangicta 10 ay staj yapacak olmanin bana agir gelecegini dusunurken, simdi bunun gerekliligini anliyorum.

Konu aslinda bu degil, stajim biterken uzun uzun yazar, baslangic ve sondaki halimi karsilastiririm. Paylasmak istedigim aslinda su. Ben cocuklarimdan nasil ayrilacagim?

Yazının tamamını okuyun »

  • Share/Bookmark

Tatili biraz erken getirdim

Kendi kendime debelenirken, neden bunu bloguma tasimadigimi dusunup, icimdeki firtinalari buraya yazmak istedim. Paylastikca buyuyecek mi, bitecek mi gorecegim artik.

Son zamanlarda o kadar her seyi koyvermis bir haldeyim ki, sanki yaz gelmeden ben yaza girdim gibi hissediyorum. Ne kendime hayrim dokunuyor, ne de baskalarina. Ustelik son zamanlarda basarili isler cikarmis olsam bile daha bitirmem gereken o kadar cok sey var ki… Biliyorum aslinda bu hale nasil geldigimi. Son bir haftadir stajim yoktu, onceki haftalarda ise havanin sicakligindan cocuklar yoktu. Bu hafta staja sadece bir gun gittim. Yine tatile girdi. hal boyle olunca son bir aydir o kadar rahata kacmisim, o kadar salivermisim ki. Unutmusum yapmam gerekenleri, unutmusum kendime olan sorumluluklarimi. Koyvermisim her seyi bir kenara.

Her rapor donemi bunalima girer, her rapor donemi kendimi kotu hissederim ama bu baska. Ne bunalim havam var ne de yataklara dusup kafami duvara vurdugum. Kendimi daha guclu, daha kesin, daha net hissediyorum aksine. Kimseye ihtiyacim yok gibi. Kirk gun kimse seslenmese “aaa bu ne alemde” demem. O derece kimsenin yeri yok su ara hayatimda. (ozellerim haric elbette). Bu durumdan nasil kurtulurum, ne yaparim, ne yapmaliyim hic bir fkrim yok. Ama bir seyler yapip kendime ceki duzen getirmek zorundayim. Elimdeki isleri bitirip, yilin sonuna rahat girmeliyim. Strese dayanikliyimdir ama hic canim stres cekmek istemiyor.

Havalarin kotu olmasi da cabasi. 2 haftadir kistan farksiz bir hava var disarida. Gunes bana gulmedigi zaman kendimi kotu hissediyorum. Oysa alismis olmam gerek buranin havasina ama hala alisamiyorum. Uykumu da duzene soktum. Geceleri oturmadigim gibi, oturmaktan zevkte almiyorum. Aksamlari eve geldigimde uyumuyorum da artik. Erken uyaniyorum, eskinin aksine. Ama ne yatakta kalmaktan hoslaniyorum, ne de oturmaktan. Ne yapacagimi ben de bilemedim:) Dengesiz bir yapim yoktur oysa. Ne istedigimi bilirim genelde ama bu sefer ya oyle ya boyle, ortasini getiremiyorum:)

Elimdeki isleri bi bitirsem, tatil bir gelse… Bir orada bir burada, tutmayin beni diyecegim ama bakalim. Kismet, o gunleri de gorecegimdir heralde:) Kendimi bu tatil psikolojisinden kurtarip, silkelemek gerek. Olmaz boyle.

Once is, sonra tatil, once is, sonra tatil,once is sonra tatiiill.

  • Share/Bookmark

Bir “hayvanat bahcesi” dünlügü

Sanirim yillar oldu hayvanat bahcesine gitmeyeli. Yillar once okulla bir kac kez gelip, her seferinde odevler yapmak zorunda kalinca, benim aklimda hayvanat bahcesi sadece sIkIcI bir dersten ibaret olarak kalmis. Hal boyle olunca yillarca sadece onunden gecmekle yetinip, iceri girmeyi hic dusunmemistim. Staj yerim sayesinde yapmadigim bir cok seyi yapip, gerek cocuklugumu yasiyor, gerekse cocuklari organize ediyorum. Guzel de oluyor:) Yine bir staj aktivitesi ve bu sefer gidilen mekan hayvanat bahcesi. Aslinda bugun icin iki mekan ayarlandi. Bowling ve hayvanat bahcesiydi. Elbette cocuklarin 99.99%i bowling isteyecekti ki netekim oyle de oldu. Sadece 6 cocukla hayvanat bahcesini ziyaret edecektik. (sayidan gayet memnunum, nerede cokluk orada… yanlis anlamayin, sorumluluk diyecektim:p) Neyse ki, bowlingi degil, hayvanat bahcesini sectim ve ziyaret icin yola koyulduk.

Amsterdam`in sansina hayvanat bahcesi sehrin gobeginde. Sanirim her yerde olmayan bir sey bu. Genelde sehrin disina atarlar boyle yerleri. Ulasim zor olur. Fakat sehrin gobeginde, en ugrak caddenin birine kurulmus. Merkezi olmasi acisindan cok hosuma gidiyor aslinda.

Neyse, gelelim ziyarete ve izlenimlerime.

Oncelikle sunu itiraf etmeliyim ki, hayvanlar konusunda gerizekali olabiliyorum bazen. Isimlerini bilmem, aslanla kaplani karistiracak kadar da az bilgim vardir.  Benim icin uc bes hayvan vardir. Koyun, inek, esek, at, tavuk, ayi, maymun vs. Yok bufaloymus, yok atla esegin karisimiymis, yok keciyle bilmemneyin ciftlesmesiymis hic anlamam. Benim icin hepsinin adi “hayvan”dir. Teferruata, detaya gerek yoktur. Manda yerine inek, katir yerine esek desem ne farkedecek ki. Anlamiyorlar iste beni. Neyse, sonunda hayvanlari google gorsellerinde degil, kanli canli gorup, ufkumu gelistirmeye karar vermistim.

Yazının tamamını okuyun »

  • Share/Bookmark

Cok gülmenin götürüsü

“Cok gülmek, aglatir”

Nedenini bunca yildir anlamadigim, anlamakta istemedigim garip bir soz. Ne kadar inanmadigimi iddia etsem de, ne zaman cok gulsem ya ayni gun, ya da ertesi gun kendimi yerin dibinde hissederim. Ya moralimi bozacak seyler olur, ya da garip bir durgunluk. Insana kendini borderline gibi hissettiren garip  inis cikislar, tum duygularin uclarda yasanmasi.

Bunun hep bilincaltinda kurgulanmis bir bahane oldugunu dusunurum oysa. Ve boyle dusunmeme ragmen gulmekten de korkarim, uzulmekten korktugumdan. Korkularima yenik dusup, duygularimi istedigim gibi yasayamamak beni daha cok geriyor.

Gulmek istemiyorum, uzuleceksem. Gulmek istemiyorum, guldugum kadar dibe vuracaksam.

Goturmesin gulmelerim, mutlulugumu…

  • Share/Bookmark

Devir, koleksiyon devri

Devir, 90`lar. Turlu turlu koleksiyonlarim oldu o zamanlar. Surekli degismesne ragmen her seferinde yeni bir istahla, omur boyu bunu saklayacagim diyerek baslardim bir yenisine.

Sanirim ilk koleksiyonum  ilkokulda suslu kagitlardi. Kucuk, kokulu (kokusuzlari da vardi), sekilli, resimli not defterleri var o zamanlar. Herkes cesit cesit bu not defterlerinden alir, sayfasini koparip degis tokus yapardi. Sayisini hatirlamadigim coklukta suslu kagit biriktirmistim o zamanlar. Sanatcili olanlarindan Tarkan`li olanini kiyipta vermemistim kimseye. O zamanlar Tarkan hayraniyim tabi(:

Sonra pecete devri basladi. Herkesin evinde kullanmadigi ama cok sevdigi o suslu renkli cicili bicili peceteler. Yalvar yakaris degis tokus yapar, elimde olmayan tum cesitleri toplamaya calisirdim. Hatta o zamanlar ablam da bu akima ayak uydurdugundan sakladigi yeri kesfedip, ondan gizli gizli calardim. O kadar cokluk arasinda farketmezdi de garibim. Kucugum, goz hakki diye bir sey var ama di mi? (:

Pecete devrinden sonra kart postal donemine girdim. Artik biraz daha buyumenin ve ergenligin de etkisiyle sanatci hayranliklari, biraz daha dis dunyaya acilis baslamisti. Tarkan hayraniydim dedim ya, heralde bende o donemler olmayan kartpostali yoktur. Tarkan disinda sevdigim bir cok sanatcinin kartpostalini alir, bazen degistokus yapar, biriktirebildigim kadar biriktirirdim. Hani pullu kartpostallar var ya, bunlari alinca dunyalar benim olur, bir cocuk misali lolipop almiscasina sevinirdim. Bazen parmagimi uzerinde gezdirip, elime yuzume surdugumu de itiraf edeyim(: Simdi yapsan kiro derler heralde (:  Masumduk be o zamanlar. Insanlari yadirgamak, dis gorunusune ya da zevkine gore siniflandirmak yoktu. Buyudukce degistik, temizligimiz safligimiz azaldi belki yasadigimiz aci tecrubelerimizle. Belki de bu duzene ayak uydurduk. Neyse…

Yazının tamamını okuyun »

  • Share/Bookmark