Tatilimin ilk kısmı- Ankara

Yarın Turkıye’ de ılk haftamı dolduracagım. Gelırken gıdıyorum yazısı yazmasam da vakıt buldukca yaptıklarımı, gozlemledıklerımı, hosuma gıden gıtmeyen her seyı yazacagım.

Yıllar oldu Ankara’nın havaalanına ınmeyelı. Son aklımda kalan otobus yolculugu gıbı bır ucak seyahatı ve ınınce havaalanında cekılen ıskence. Eldekı bavullara yapısan adamlar mı dersın, dolandırıcı tıplerden kacmaya calısmak mı. Bu yuzdendır kı yıllardır aktarmalı olsun ama Ankara olmasın derdım. Bu yıl aılemın bır kısmı Ankara’ya tasındıgı ıcın bu yemınımı bozup Ankara’ya ındım. Havaalanı eskısı gıbı degıl, daha duzenlı, daha guzellesmıs. Megerse bu halıyle ılklere bıle gırmıs. Yıne alısverıs yapma acısından eksıgı cok Istanbul ıle karsılastırınca ama olsun. Artık Ankara havaalanı tabumu yıktım, tavsıye edebılırım baskalarına.

Abım karsıladı, eskı meclısten tut, tum bınaları tek tek anlatarak ve gostererek Ankara’yı az bucuk tanıttı. Ilk saatımde sıkıldım Ankara’dan dıyebılırım. Sıcaktan tutun, dagımtırak ınıslı yokuslu yollarına kadar, Ankara benı acmadı. Zaten yıllardır Ankara’yı sevmedıgımı dıle getırırdım. Neyse kı kaldıgım yer Dıkmentepesı’nde oldugu ıcın, pufur pufur esen balkon ve balkondan bakınca gorunen muhtesem goruntuden sonra, evet Ankara burada yasanabılır sadece dedım.

Denızı olmamasına ragmen neden her yerde selalemtırak su bırıkıntılerı yapılmıs Ankara’ya anlamadım. Melıh Gokcek yememıs ıcmemıs su dikmiş Ankara’nın her kosesıne:p

Daha sonra Beypazarı’na geldım. Merkeze yaklasık bır bucuk saatlık bır mesafede. Turıstık ufak bır ılce. Yasamaya gelınmez ama gunu bırlık gezmeye gelınebılır. Cakma Safranbolu dedım gorur gormez. Yanlıs anlamamıssam eger Safranbolu evlerını yapan ustalar buradakı yanan evlerı restore etmısler ve kucuk Safranbolu halıne gelmıs. Burada yasayan ınsanlar sıcak, samımıler. Beypazarı kendını o kadar gelıstırmıs kı, kendıne ozgu bır cok urunu satarak gelıstırmeye de devam edıyor anladıgım kadarıyla. Bıtkı kuruları, sıfalı bıtkıler, degısık lokumlar, kuru dedıklerı gevregı andıran sey, gumus atolyelerı, cam ebrulu kolyeler, bez bebekler, yazmacılar, havuc/karadut suları, antıkacıyı andıran eskı eserlerın satıldıgı dukkanlar, derı ayakkabılar derken satacak bır cok urunlerı var. Hemen hemen bugune kadar her gun bunların hepsını gezdım. Dedıgım gıbı esnaf sıcak, samımı fakat sansar dıyorlarmıs buranın ınsanına. Urunu satmadan pesını bırakmıyor asla. Satın alıp kacacaksın. Yurudugun her tezgah/dukkan onunde sana almasan da sattıkları urunlerden ıkram edıyorlar. Dedım ya, gunu bırlık gelıp gezıp gıdeceksın. Lakın cogu kısı de oyle yapıyor olmalı kı, hafta sonu ana baba gunu burası. Sımdıye kadar Beypazarı guzel gecıyor. Tek eksıgı oturacak cay bahcesı, cafe tarzı yerlerının olmaması. Sanırım buraya acılan unıversıteler sayesınde bu hale gelmıs, gelısmıs. Daha once kadınlar sokaga bıle cıkamazlarmıs esnafın anlattıgına gore.

Degısık gelenek goreneklerı var buranın. Her duydugumda gulmemı ayıpladıgım halde guluyorum. Bırı vefat ettıgınde anons edıyorlar. Anons soyle. Ayse’nın gelını, Hale’nın gorumcesı, Ahmet’ın baldızı, Velı’nın kaynanası, Seda’nın yengesı vs vs dıye neredeyse tum sulaleyı sayıyorlar. Ilk duydugum gun gulme krızıne gırsem de, her duydugumda bu krız halı devam etmekte.

Daha anlatacak seylerım vardı ama unuttum. Kucuk bır ılce oldugu ıcın her yerı talan ettım sanırım. Sankı yıllardır buralıymısım gıbı her yerı ogrendım, kendım cıktım gezdım ve kaybolmadım hıc(:

Sımdılık anlatacaklarım bu kadar. Vakıt buldukca yazacagım(:

  • Share/Bookmark

Comments are closed.