Mar, 2010 Arşivi

Ilişkide özgüven

Bu yaziyi yazmak icin belki yanlis zamani sectim bilmiyorum. Normal sartlarda uzerine saatlerce durmadan yazabilecegim bir konuyu, yorgunluktan ne kadar kisa tutarim ne kadar istediklerimi anlatabilirim bilmiyorum ama deneyecegim. Olmadi devam serisi yaparim.

Aslinda yazmak icin acele etmemin nedeni bugun en yakin arkadasimdan aldigim uzucu bir haber. Yaklasik 4 yildir bir iliskisi vardi. Ailesi basindan itibaren iliskiyi biliyor, zaman zaman desteklemeseler bile sonunda kabullenmis, soz yapmislardi bu yaz. Hatun baslangicta ailesiyle catisip, biraz bu adam icin, biraz da kendini dusunerek burada okulunu birakip, Turkiye`de okula gitmek istedigini bildirmisti. Sansliydi, ailesi yaninda oldu. Desteklemeseler bile kararliligini gorunce desteklediler. Hatun bu yil universiteye basladi. Ailesi soz icin erken, onunde okulun var dese de, bu kadar suredir iliski yurutuyorum diyerek diretti ve yazin sozlendiler.

Ne olduysa yazdan sonra oldu.

Hatun yazdan sonra universite icin baska sehire gitti. Esas adam askerligini yeni bitirip gelmis, haliyle is bulma cabasiyla gelecegine yonelik planlar yapmaya basladi. Hatun bu planlarin genelde disinda kalmayi tercih etti. Ne kadar okurken de evlenebilirim mantigi gutse de, artik okumanin verdigi heyecan ve ortamla kendine guveni geldi. Yillardir okumaya verdigi ara, yalnizlik hissi ve giden kendine guveninin yerini ayaklarinin ustune basan, gezmeyi tozmayi, sosyal olmayi seven ve ozgurlugune duskun biri aldi. Esas oglan bundan hoslanmadi. Zaten is arayisindaydi ve esas kizin bu tavirlari kendine olan guvenini kaybettiriyordu. Bu da kiskanclik, kirici sozler, baski, fazlaca karisma olarak geri donuyordu iliskiye. Hatun sabirli fakat kendine olan guveninin de verdigi etkiyle sonunda dayanamadi, yuzugu koydu masaya…

Mesele aslinda taraflarin bir tarafini hakli gosterip, diger tarafi suclamak degil. Iliskilerde hatalarin tek tarafli degil, etki tepki gibi iki tarafli yapildigina inanirim. O yuzden kim hakli kim degil konusuna deginmek istemiyorum.

Arkadasimin basina geleni anlatmamin nedeni de iliskilerde guveni masaya yatirmak. Guven derken, karsindakine guvenmek degil sadece mesele. Kendine olan guvenin iliskideki oynadigi rol de cok onemli.

Yazının tamamını okuyun »

  • Share/Bookmark

Cok gülmenin götürüsü

“Cok gülmek, aglatir”

Nedenini bunca yildir anlamadigim, anlamakta istemedigim garip bir soz. Ne kadar inanmadigimi iddia etsem de, ne zaman cok gulsem ya ayni gun, ya da ertesi gun kendimi yerin dibinde hissederim. Ya moralimi bozacak seyler olur, ya da garip bir durgunluk. Insana kendini borderline gibi hissettiren garip  inis cikislar, tum duygularin uclarda yasanmasi.

Bunun hep bilincaltinda kurgulanmis bir bahane oldugunu dusunurum oysa. Ve boyle dusunmeme ragmen gulmekten de korkarim, uzulmekten korktugumdan. Korkularima yenik dusup, duygularimi istedigim gibi yasayamamak beni daha cok geriyor.

Gulmek istemiyorum, uzuleceksem. Gulmek istemiyorum, guldugum kadar dibe vuracaksam.

Goturmesin gulmelerim, mutlulugumu…

  • Share/Bookmark

Devir, koleksiyon devri

Devir, 90`lar. Turlu turlu koleksiyonlarim oldu o zamanlar. Surekli degismesne ragmen her seferinde yeni bir istahla, omur boyu bunu saklayacagim diyerek baslardim bir yenisine.

Sanirim ilk koleksiyonum  ilkokulda suslu kagitlardi. Kucuk, kokulu (kokusuzlari da vardi), sekilli, resimli not defterleri var o zamanlar. Herkes cesit cesit bu not defterlerinden alir, sayfasini koparip degis tokus yapardi. Sayisini hatirlamadigim coklukta suslu kagit biriktirmistim o zamanlar. Sanatcili olanlarindan Tarkan`li olanini kiyipta vermemistim kimseye. O zamanlar Tarkan hayraniyim tabi(:

Sonra pecete devri basladi. Herkesin evinde kullanmadigi ama cok sevdigi o suslu renkli cicili bicili peceteler. Yalvar yakaris degis tokus yapar, elimde olmayan tum cesitleri toplamaya calisirdim. Hatta o zamanlar ablam da bu akima ayak uydurdugundan sakladigi yeri kesfedip, ondan gizli gizli calardim. O kadar cokluk arasinda farketmezdi de garibim. Kucugum, goz hakki diye bir sey var ama di mi? (:

Pecete devrinden sonra kart postal donemine girdim. Artik biraz daha buyumenin ve ergenligin de etkisiyle sanatci hayranliklari, biraz daha dis dunyaya acilis baslamisti. Tarkan hayraniydim dedim ya, heralde bende o donemler olmayan kartpostali yoktur. Tarkan disinda sevdigim bir cok sanatcinin kartpostalini alir, bazen degistokus yapar, biriktirebildigim kadar biriktirirdim. Hani pullu kartpostallar var ya, bunlari alinca dunyalar benim olur, bir cocuk misali lolipop almiscasina sevinirdim. Bazen parmagimi uzerinde gezdirip, elime yuzume surdugumu de itiraf edeyim(: Simdi yapsan kiro derler heralde (:  Masumduk be o zamanlar. Insanlari yadirgamak, dis gorunusune ya da zevkine gore siniflandirmak yoktu. Buyudukce degistik, temizligimiz safligimiz azaldi belki yasadigimiz aci tecrubelerimizle. Belki de bu duzene ayak uydurduk. Neyse…

Yazının tamamını okuyun »

  • Share/Bookmark

Kar küresi misali

O minik kuresinin icinde gizlendigi hayranlik uyandiran goruntusuyle etkiler insani. Eline alir, biraz sallar, tersine cevirir karin akisini izlersin. Dusledigin bir kis gununu animsatir sanki. Bazen yalniz, bazense sevdiklerinle gecirmek istedigin.

Bilir misiniz, cocuklugumdan beri nerede kar kuresi gorsem atladigimi, hemen sallayip ve ters cevirip, onu izlerken hayale daldigimi? Hatta kucukken odama kocaman bir tane alacagim, karsisina oturacagim derdim. Hic buyugune rastlamasam da, gorsem alacagima eminim.

Kar kuresi misali hayatim olsun isterim. Disaridan bakinca buyuleyen, sallaninca hemen kendine gelen,hic bir seyden etkilenmeyen, tersten bakinca bile insani kendine hayran birakan bir hayat. Karlar basimdan akarken bile sicakligini icimde hissettigim huzurlu bir kure, huzurlu bir alan. Merkezinde ben, yanimda sevdiklerim. Disinda bizi koruyan bir cember ve omur boyu mutluluk.

Guzel olurdu be…

  • Share/Bookmark

Hayatimin neresindeyim?

Uzun zamandir heyecanla bekledigim calisma arkadaslarimin staj degerlendirmesi bugun sonuclandi. Yaklasik iki saat suren toplantida tum nokalariyla basindan sonuna stajim incelendi. Genel olarak pozitif dusunseler de, calismam gereken bazi noktalar var. Yine de bana guvendiklerini ve boyle giderse staji gececegimi soylediler. Heyecandan dilimin dolanmasi mi ararsiniz, sandalyede sekilden sekile girmeyi mi? Baskalari tarafindan degerlendirilmek, kendi fermanini baskasinin yazmasi kadar insani geren baska bir sey yok. Sukur ki atlattim. Sirada pazartesi gunu okulumda gerceklesek staj degerlendirmesi gorusmesinde. Umarim bunu da iyi sonucla atlatirim. Bugun raporumu teslim ettim, geri almamayi umuyorum. Hayirlisi.

Neyse…

Aslinda anlatmak istedigim bunlar degil. Bugun gorusmede calisma arkadaslarimdan birisi kafamin surekli mesgul oldugunu, surekli bir seylerin planini yaptigimi, okul, anne, kardes, staj derken kendini hic mi dusunmuyorsun, bu kadar dusunce icinde hic mi bogulmuyorsun demesiyle duraksadim. Bunlar arasinda sen neredesin, kendin icin neler yapiyorsun, kendini unuttugunun farkinda degil misin diyerek ekledi. Soyleyecek bir seyim yoktu, hakliydi. Aglamamak icin kendimi zor tutup, havaya bakip, yutkundum. Haklisin dedim.

O andan itibaren dusunuyorum yasadigim hayatimda kendimi nereye koyup, kendim icin ne yapiyorum diye. Dusunuyorum, bulamiyorum. Bulamadikca kendimi bos goruyor, sanki varken yokmusum gibi hissediyorum. Hayatimin merkezine ben haric herkesi oturtmusum. Kendimi baskalarina karsi o kadar sorumlu hissediyorum ki, kendimi unutuyorum.

Bu konularda bir kere konusmayi denedim, bir daha da konusmamistim kimseyle. Baskasindan duymak, ustelik beni o kadar yakindan tanimayan birinden bunlari duymak iyi gelmedi. Belki benim tekrar uyanmami sagladi ama yine de neler yapabilirim, nasil kendimi hayatimin merkezine oturtabilirim bilmiyorum.

Neredeyse ruhum, onu geri istiyorum.

  • Share/Bookmark

Byron Katie- “The Work”, “Calisma”

Bugun derste gelisim ve kendimizi tanima oyunu oynarken bir karti bulmamla basladi Byron Katie ile tanismamiz. Kartta Byron Katie`ye ait bir soz yaziyordu. ” Gecmisin en guzel yani, gecmis olmasi”  hepimizin zaman zaman yaptigi bir hata degil mi bu? Surekli gecmisi sorgulamak, surekli gecmise ozlem, gelecege degil, gecmise dair yasam… Ne kadar sozde gecmisi silsekte, aslinda bunun kendimizi kandirmaca oldugunu biliyoruz.

Byron Katie, “The Work”, yani “Calisma” adinda bir yontem kesfetmis. Bu yontem kisinin beyninde yer alip unutamadigi, kendisine aci veren tum dusunceleri sorgulamasina imkan saglayip, aci veren dusunceleri sorgularkenki kullandigi inanclarini, duygularini ortaya cikaran ve  insanin tum algilarini acan, bu sayede insanin gerceklerle yuzlesmesini saglayan bir yontem. Insanin kendi icinde catisip tartismasi yerine, gercekleri oldugu gibi kabul edip onune bakabilecegi bir yol. Yani gecmisinizle yuzlestirip, buna bir sunger cekerek gelecege adim atmaniza yardimci oluyor. Zaman zaman hepimizin denedigi ama beceremedigi de diyebiliriz.

Byron Katie`nin web sitesinde daha fazla bilgiyi bulabilirsiniz. Ne yazik ki bir cok dilde cevrilen site, Turkce`ye cevrilmemis. Milletimizin az okumasina mi baglanmali bu bilemiyorum, neyse. 

Web sitesi: http://www.thework.com/index.asp

Radikal gazetesinden Isik Menderes, bu yontemi anlatan bir kac yazi yazmis. Bunlardan birini paylasmak istiyorum. Ilk defa yazimda kendi yazim disinda bir yazi kullanacagim ama arada olsun boyle guzel yazilar buldukca(:

Yazının tamamını okuyun »

  • Share/Bookmark

Oralet deyip gecmeyin

Kimine gore suda kaynayan vitamin ilaclarindan farksizken, kimineyse tum gazli icecekleri unutturacak kadar degerli bir icecek. Artik gunumuzde market raflarinda daha uzun sureli durur, alicisi nadirdir. Sukur ki son kullanma tarihleri uzundur da, saticiyi husrana ugratmaz. Vazgecilmezlerimdendir benim oralet. Ne zaman oralet icsem gecmisimi guler yuzle hatirlarim. Bir kahvenin kirk yili hatri var derler ya, benim icin de oralet oyle.

Cocuklugumdan hatirlarim, babamin arkadaslarinin dukkanlarina gittigimizde ne ikram edelim diye sorduklarinda “oralet” diye atladigimi.  O zamanlar simdiki gibi kirk bin cesiti yok tabi. Sadece portakalli var ve ufak cay bardaginda, kirmizi beyaz plastik cay tabaginda yaninda iki sekerle servis edilir. Cayci getirir, ve dukkanci amca yanina cayci plastik parasindan koyar. Soylemis miydim daha once, ben hep ozenirdim kucukken o cayci telefonumtirak aletlerine konusmaya. Dugmeye basarsin, istegini soylersin ve getirir sana aninda hani. Caycilik kuuuuul meslek o zamanlar. Erkek cocugu olsam kesin cayci olmak isterdim heralde (:

Neyse ki yillar gecmesine ragmen her yil babamin bazi degerli arkadaslarinin dukkanlarini ziyaret ederim ve ben soylemeden bana oraletim gelir. O an ki muhabbet, o an ki hatir gonul alma, babami ve gecmislerini yad etmek kirk yila degil, bir omure bedel olur.

Bir sey itiraf edeyim mi?

Yillardir eve oraletin bin bir cesitini alirim ama bir turlu o cayci oraletinin tadini alamam. Rengi de tadi da baska oluyor. Sirri nedir bilmiyorum ama ben oralet kulturunun kalkmasini istemiyorum. Yerini adini bilmedigim bin bir turlu kahve cesitleri alsin hic istemiyorum.

Oraletler rafta kalmasin, hepsi satilsin ve ben her gittigim yerde oralet isteyebileyim. Cok sey istemiyorum sanirim (:

  • Share/Bookmark

Ucan araba hayali gercek oldu

Bugun gazetede ufacik araba fotografi altinda gordugum haberle sok oldum. Hollandalilar tarafindan bulunan ve tasarlanan bu araba yaklasik 5 yil sonra seri olarak kullanima gececekmis. Ilk kullananlar polisler olacakmis. Ucan arabalara PAL-V adi verilmis. Fiyati ise 100bin ile 200bin euro arasi degisecekmis.

Kucuk arabalara karsi zaten ayri bir ilgim vardi, bunlari gorunce araba degil, ucan araba istiyorum demeye basladim. Nasil olacak, gercekten kullanima gecilecek mi merak ediyorum, sonuclari ne olacak gozumde kestiremiyorum. Trafik, ve gurultu kirliligine cozum getirecegi kesin de, insanin kafasina bir araba dusmesi ihtimalini dusunmek bile korkutucu. Trafik polisleri nasil gorev yapacaklar, benzinle mi calisacak, hava kirliligine yol acacak mi, durabilecegi belirli duraklari olacak mi gibi bir cok soru var kafamda. Endiselenmiyor degilim ama gelisimi seviyorum. Olmeden bir cok yenilige sahit olmaktan ayri bir mutluluk duyuyorum.

Bekleyip gorecegiz bizleri ileride nelerin karsilayacagini:)

  • Share/Bookmark

Buhranlardayim

Susmak, suskun olmak istemek, dusuncelerimin donmasi, kendi kendime konusmak, kendi kendimi dinlemek, cemberimin disina cikmamak, anlasilamamak, yalniz kalmak, yalniz hissetmek. Daha da saymadigim bir suru sey icindeki bulundugum durum. Hayir, bunalimda degilim. Bunalimda olsaydim bu kadar bilincli olmazdim. Etrafimda olup bitenlerin farkinda olup, tepkisiz kaliyor, tepkisiz de kalmak istiyorum. Nedendir bilmem. Belki tasidiklarimin uzerine daha da eklenmesinden korkmamdandir. Kendi canimi kendimin acitmasini istemememdendir.

Evet, sanirim buhranlardayim.

Kendi kendime yetisemedigim gibi, ne saatleri yetirebiliyorum kendime, ne de etrafimdakilere yetisebiliyorum. Sanki sahaya 1-0 yenik cikmisim gibi, surekli top pesinde kosturup, surekli yedigim o golun hincini almak istercesine gol ariyorum. Zorluyor beni. Yoruldugumu hissediyorum. Anlasildigimi da dusunmuyorum ustelik. Herkesin kendi derdi var ya “guya”, anlatmakta istemiyorum bu yuzden kimseye tasiyamayacagi yuku vermemek icin. Onlari dinledigimde ise “bu muymus kivrandigin” diyorum icimden.

Yoruldum ben. Kosturmacalardan, yetistirmecelerden, surekli gozlerin uzerimde olmasindan ve hatamin aranmasindan, benden beklenilenlerden ama alamadiklarimdan, hakettigim seyleri yasayamamaktan, hatta hakettigim hic bir seyi alamamaktan.

Yazının tamamını okuyun »

  • Share/Bookmark

E- kitap

Bazen geri kafali, teknolojinin nimetlerini hor goren bir insan olabiliyorum, kabul edebilirim. E- kitapta teknolojinin getirdigi nimetlerden biriyken, bense sonuna kadar karsi cikiyorum.

Bugun denemek isteyip bir kitap indirdim. Aslinda niyetim sabrimi denemekti itiraf edeyim:) Normalde sabirli bir insanimdir ama tahammul edemedim birinci sayfasindan sonra. Dijital ortamda okumayi sevmiyorum ben. Bir sure sonra gozlerimi aliyor, yazilanlari birbirinden ayiramiyorum. O yuzdendir ki, okumam gereken yazilarin ciktisini alir okurum. Raporlarimin yazilim kontrollerini bile ciktisini alip okuduktan sonra farkederim. Elime aldigimda hissetmek, yazip cizebilmek, kaldigim yere kagit ilistirmek ya da her an yanimda tasiyabilmek benim vazgecilmezlerim okuma konusunda. Saatlerce yuzlerce sayfayi monitor karsisina gecip okumak sanirim isteyecegim en son sey olup, iskence araci olarak gormemi saglar. Bunu becerenleri tebrik etmek gerek:) Gerci insanlar bu kadar az okurken e- kitabin tutmasini ve yaprakli kitaplarin onune gecmesini dusunmek cilginlik olur heralde.

E- kitabin kullanisli oldugu yerlerde var elbette. Bence e- kitap amator yazarlarin, ya da kendini tanitmak isteyenlerin rahatca kullanabilecegi arac olarak gorulmeli. Ya da degisik gorsellerle, cesitli kaynaklarin belirtildigi, videolarla suslenmis bir kitabin cd ile ek olarak sunulmasi hos olabilir. Bunun disinda faydasini, kullanilabilecegi bir alani bulamadim.

Yine de alternatif olarak sunulmasi guzel, ne kadar hayatimin hic bir alaninda kullanmayacak olsam bile(:

  • Share/Bookmark