Itiraf etmeliyim ki…
Cok ozledim.
Muhtemelen uyandigimda bunlari yazdigim, yazacagim icin pisman olacagim ama olsun. “Blog benim, istedigimi yazarim kardesim” mantigiyla kendimi bunlari yazmaya tesvik ediyorum yoksa goz yaslarima hakim olamayacagim.
Yolda kendiniz yuruyor, bir yerlere yetismeye calisiyorsunuz. Akliniz sadece gideceginiz yere odaklanmis fakat bos bos bakiniyorsunuz etrafiniza. Derken onunden gectiginiz bir dukkandan muzik sesleri geliyor. Duruyor, donuyorsunuz. Icinizde bir seyler kopuyor, kendinize hakim olamiyorsunuz. Bir sure durup dinliyorsunuz fakat yetismek zorunda oldugunuz akliniza geliyor. Her seyi bosluyor, o an sadece muzige odaklaniyorsunuz. Aslinda odaklandiginiz muzik degil, hatta sarkinin sozleri bile degil. Sadece o sarkiyi daha once dinlediginiz an ve o anin mutlulugu sizi alip goturuyor. Zamani geri cevirmek istiyorsunuz ama imkansiz. Zamani ileri alip o ani tekrar yasamak icin hayallere ve planlara daliyorsunuz. Ama dilinizde kalan o balin tadi o kadar guzel ki, hayal ve planlarin onune gecemiyor. Ozluyor, istiyorsunuz o ani. Aynisini…
Iste, isteyipte yazamadiklarim, yazmak istemeyip bir yandan haykirmak istediklerim…
Tum gun neredeyse hic muzik dinlememek fakat yatmadan once sadece bir sarki dinleyeyim ve yatayim demek. Sonrasinda yataga gidisimdeki duraksama, hissettiklerim, bogazimdaki dugum, o tat, hayallerim, ozlemlerim, planlarim…
Simdi ben nasil uyuyayim, simdi ben nasil yazmayayim?
Ama,
yutkunmak guzeldir…
Hayir, aslinda degil.







Otobüste bir parfüm kokusu geliyor burnuma. Dönüp dönüp bakıyorum arkama parfümün sahibine, o parfümün sahibi olmasını istediğim kişiye…. O parfüm kokusu götürüyor beni o kokuyu ilk duyduğum yere bir anda. Hayal olsa bile oralara gitmek o kadar güzel ki. Ama o hayalden gerçek hayata geri dönüşün verdiği acıyı hiç sorma…