Genel Kategorisi Arşivi

Nasil anne olunmaz?

“Nasil anne olur?” sorusuna herkesin fazlasiyla verecek cevabi vardir. Hatta kendi annelerinde goremediklerini, ya da eksikligini hissettiklerini siralamaya hazirlardir. Aslinda kotu anne yoktur fakat iyi niyetli kotu anne vardir. Elbette her anne cocugunun iyiligini ister ama kimisi annelik sifatini tasimayak kadar yuku zaten bindirmistir omuzlarina. Anneligi bilmez, ya da kendi annesinde gordugunu cocugunda uygular bilincsizce. Kimisi de kendi keyfine gore cocugunu yetistirir. Benim de tepkim bu noktada basliyor iste.

Bu aksam saat 7 bucuk civari bir anne ve iki cocuguyla karsilastim. Annemin arkadasi cikmasiyla birlikte 5-10 dakika sohbet etme imkanimiz oldu. Anne zaten disaridan bakinca gucsuz, omuzlari cokuk, anne demeye  bin sahit isteyen durusla bir cocugunun elinden tutuyor, digerini de cocuk arabasinda suruyordu. Havalarin hala soguk olmasina ragmen elinden tuttugu yaklasik 4-5 yaslarindaki cocugunun eline dondurma vermis bu anne. Annem gorur gormez annelik ic gudusuyle once cocuga kizip, sonra anneye yuklendi. Kaldi ki annem 12 yasindaki kardesime yazin bile belli araliklarla dondurma yemesine izin verir. Bunu gorunce kizmasa sasardim. Neyse ki anne dert yanmaya basladi. Neymis efendim bugun yedigi 3. dondurmaymis. Markette aglamis,sizlamis durmamis, annesi de alivermismis. Gittigi yerde de vermisler eline, onu da yemis vs vs. Bir suru hikaye. Bunlari dinlerken soze girdim. “iyi de cocugun her dedigi yapilmaz, almayin” dememle, “ama agliyor” cevabini aldim. ” birak aglasin, aglar aglar susar. aglayip dondurma aldikca her istedigini aglayarak elde etmeye calisacak” desem de, anne hic anlamis gorunmuyordu. Vedalasip cocuga saglikli olmadigini tembihledikten sonra yolumuza devam ettik…

Yazının tamamını okuyun »

  • Share/Bookmark

En sevmedigim aksesuar: Günes Gözlügü

Gozlerin guzelligini orten, samimiyeti yok eden, iletisimi eksik birakan bu aksesuar, nedense dunya nufusunun yarisindan fazlasi tarafindan begenilir, kullanilir. Ki ben genelde amaci disinda kullanildigina inanirim. Iki tip gunes gozlugu kullanicisi vardir. Birini anlayisla karsilayabilirken, ikincisi en nefret ettigim, itici buldugum kesimdir.

Kullanici tipi 1: Gunese karsi hassastir gozler ve gunesten korunma amaciyla kullanirlar. Bu tip kullanciya ne kadar kullandigi aksesuari sevmesem ve konusurken gozlerini goremedigim icin konusmayi kisa kessem de, saygi duyarim. Fazla soyleyecek bir seyim yok bunlara.

Gel gelelim 2 numarali kullanici tipine.

Bunlar, yaz, kis, ilk ve son bahar dinlemeden, mevsim ne olursa olsun gunesin hafif  gulumsemesinde bile gozluklerini alip cikarlar yola. Gozluk tac olarak kullanilir, ara ara ortama gore goze bile takilir. Oturulan bir ortamda masaya konur, elden ele dolastirilir, masadaki herkesin gozune en az bir kere takilir, sonunda esas sahibini bulup basa takmayla bu gozluk takma merasimi sona erer.

Oysa bu gozlugun amaci gozleri gunesten korumak degil miydi yoksa?

Gunes gozlugu kullanan biriyle konusurken sanki beni dinlemiyor gibi hissediyorum. Aklim soyleyecegim ve dinledigim konuya degil, gozluge odaklaniyor, konsantrasyonum bozuluyor, saygisizca geliyor.  Bulundugum ortamda gunes gozlugu takan biri varsa gozlerinin nereye baktigini kestirmek icin ugrasiyorum kendimce. Sanki orama burama bakiyormus, gozlugun arkasina gizleniyormus gibi hissediyorum, gicik oluyorum. Bunun gibi bir cok sey sayabilirim sevgisizligimin nedeni olarak.

Gozler, o kara hapishaneden cikarilip, serbest birakilsin. Gunes gozlugu kullanilmasin.

  • Share/Bookmark

Engelliler de spor yapar

Insanin yakininda veya ailesinde engelli biri yoksa, onlarin varligini hatirlamak yapilan kampanyalarla dogru orantilidir. Kimi zaman ana haberlerde cok kisa haberlerle gecistirilmeleri, destek verecegini soyleyip engelliler uzerinden prim yapan unluler de bunun cabasi. Aslinda yazacaklarim herkesin zaman zaman soyledigi kliselesmis, engellilerin gunluk yasamlarinda cektikleri zorluklari anlatmak degil. Tam tersi basarilari.

Turkiye Bedensel Engelliler Spor Federasynunun sitesini ziyaret ettiniz mi hic bilmiyorum, ama biraz vaktinizi ayirip ziyaret etmenizi rica edecegim. http://www.besf.org.tr/    Tam 13 dalda engellilerimizin spor yaptiklarini goreceksiniz. Gecenlerde  Tayfun Talipoglu`nun Bam Teli programinda engelli bir sporcuyla yapilan bir roportaji izledim. Hayata bakisi, hayata sporla tutunusu gormeye degerdi. Tek yakindigi gerek medya olsun, gerekse insanimizin ilgisizligiydi.

Basketbol bransinda engellilerimizin Avrupa 2.si oldugunu ve dunya sampiyonasina gidecegini biliyor muydunuz? Gerek spor programlarinda, gerekse haberlerde gereken ilgiyi aldi mi bu haber? Ya da ne kadar konusuldu, ne kadar desteklendi? Cevabini bulmak zor olmasa gerek.

Ben ulkemin engelli sporcularinin sitesini acar acmaz,  kocaman, gozume sokarcasina, kirmizi renkte yardim numarasi ve hattinin yazili oldugu reklami gormekten utaniyorum. Neymis 1 sms atarsam 5 tl bagis yapabilecekmisim. Ayni yardim kutusunu neden diger federasyon sitelerinde goremiyorum? Neden onlarin sayfalari yuzlerce reklamla doluyken, engelli sporcularinkinde bu yok? Ben engellileri tek bagis ve yardimlarla hatirlamak zorunda miyim? Amator takimlar bile onca reklam alip, sponsor bulurken, neden engelliler deseklenmiyor? Sakin ama sakin yanlis anlasilmasin. Ne acima ne de acindirma gibi bir amacim, cabam var. Ben milyar dolarlari sirf adini duyurmak adina “engelsiz” spor kluplerine bagislayan beyin engelli insanlara aciyorum. Ben ona buna, ise yaramayan yuzlerce insana sponsor olan beyinsizlere aciyorum.

Bugun isitme engelliler, gorme engelliler, bedensel engelliler spor yapabiliyorsa, yapmak icin istekleri ve yasama tutunmak icin bir dallari varsa, bu dalin yesermesini istiyorum. Hayir, hayir. Icten gelmeyen, gostermelik yardilar edilsin, kampanyalar duzenlensin istemiyorum. Ben onlari yardimlarla hatirlamak degil, azimleriyle yaptiklari islerde, basarilariyla hatirlamak, anmak istiyorum.

Illa bu isin reklami olacaksa, gundeme gelecekse, Metin Senturk`un gorme engeliyle Guiness Rekorlar Kitabina girdigini de soylemis olayim, isi raconuna uydurayim. Belki boyle bir yerlere duyururum degil mi? Sanirim ogreniyorum bu isi.

  • Share/Bookmark

Ilişkide özgüven

Bu yaziyi yazmak icin belki yanlis zamani sectim bilmiyorum. Normal sartlarda uzerine saatlerce durmadan yazabilecegim bir konuyu, yorgunluktan ne kadar kisa tutarim ne kadar istediklerimi anlatabilirim bilmiyorum ama deneyecegim. Olmadi devam serisi yaparim.

Aslinda yazmak icin acele etmemin nedeni bugun en yakin arkadasimdan aldigim uzucu bir haber. Yaklasik 4 yildir bir iliskisi vardi. Ailesi basindan itibaren iliskiyi biliyor, zaman zaman desteklemeseler bile sonunda kabullenmis, soz yapmislardi bu yaz. Hatun baslangicta ailesiyle catisip, biraz bu adam icin, biraz da kendini dusunerek burada okulunu birakip, Turkiye`de okula gitmek istedigini bildirmisti. Sansliydi, ailesi yaninda oldu. Desteklemeseler bile kararliligini gorunce desteklediler. Hatun bu yil universiteye basladi. Ailesi soz icin erken, onunde okulun var dese de, bu kadar suredir iliski yurutuyorum diyerek diretti ve yazin sozlendiler.

Ne olduysa yazdan sonra oldu.

Hatun yazdan sonra universite icin baska sehire gitti. Esas adam askerligini yeni bitirip gelmis, haliyle is bulma cabasiyla gelecegine yonelik planlar yapmaya basladi. Hatun bu planlarin genelde disinda kalmayi tercih etti. Ne kadar okurken de evlenebilirim mantigi gutse de, artik okumanin verdigi heyecan ve ortamla kendine guveni geldi. Yillardir okumaya verdigi ara, yalnizlik hissi ve giden kendine guveninin yerini ayaklarinin ustune basan, gezmeyi tozmayi, sosyal olmayi seven ve ozgurlugune duskun biri aldi. Esas oglan bundan hoslanmadi. Zaten is arayisindaydi ve esas kizin bu tavirlari kendine olan guvenini kaybettiriyordu. Bu da kiskanclik, kirici sozler, baski, fazlaca karisma olarak geri donuyordu iliskiye. Hatun sabirli fakat kendine olan guveninin de verdigi etkiyle sonunda dayanamadi, yuzugu koydu masaya…

Mesele aslinda taraflarin bir tarafini hakli gosterip, diger tarafi suclamak degil. Iliskilerde hatalarin tek tarafli degil, etki tepki gibi iki tarafli yapildigina inanirim. O yuzden kim hakli kim degil konusuna deginmek istemiyorum.

Arkadasimin basina geleni anlatmamin nedeni de iliskilerde guveni masaya yatirmak. Guven derken, karsindakine guvenmek degil sadece mesele. Kendine olan guvenin iliskideki oynadigi rol de cok onemli.

Yazının tamamını okuyun »

  • Share/Bookmark

Cok gülmenin götürüsü

“Cok gülmek, aglatir”

Nedenini bunca yildir anlamadigim, anlamakta istemedigim garip bir soz. Ne kadar inanmadigimi iddia etsem de, ne zaman cok gulsem ya ayni gun, ya da ertesi gun kendimi yerin dibinde hissederim. Ya moralimi bozacak seyler olur, ya da garip bir durgunluk. Insana kendini borderline gibi hissettiren garip  inis cikislar, tum duygularin uclarda yasanmasi.

Bunun hep bilincaltinda kurgulanmis bir bahane oldugunu dusunurum oysa. Ve boyle dusunmeme ragmen gulmekten de korkarim, uzulmekten korktugumdan. Korkularima yenik dusup, duygularimi istedigim gibi yasayamamak beni daha cok geriyor.

Gulmek istemiyorum, uzuleceksem. Gulmek istemiyorum, guldugum kadar dibe vuracaksam.

Goturmesin gulmelerim, mutlulugumu…

  • Share/Bookmark

Byron Katie- “The Work”, “Calisma”

Bugun derste gelisim ve kendimizi tanima oyunu oynarken bir karti bulmamla basladi Byron Katie ile tanismamiz. Kartta Byron Katie`ye ait bir soz yaziyordu. ” Gecmisin en guzel yani, gecmis olmasi”  hepimizin zaman zaman yaptigi bir hata degil mi bu? Surekli gecmisi sorgulamak, surekli gecmise ozlem, gelecege degil, gecmise dair yasam… Ne kadar sozde gecmisi silsekte, aslinda bunun kendimizi kandirmaca oldugunu biliyoruz.

Byron Katie, “The Work”, yani “Calisma” adinda bir yontem kesfetmis. Bu yontem kisinin beyninde yer alip unutamadigi, kendisine aci veren tum dusunceleri sorgulamasina imkan saglayip, aci veren dusunceleri sorgularkenki kullandigi inanclarini, duygularini ortaya cikaran ve  insanin tum algilarini acan, bu sayede insanin gerceklerle yuzlesmesini saglayan bir yontem. Insanin kendi icinde catisip tartismasi yerine, gercekleri oldugu gibi kabul edip onune bakabilecegi bir yol. Yani gecmisinizle yuzlestirip, buna bir sunger cekerek gelecege adim atmaniza yardimci oluyor. Zaman zaman hepimizin denedigi ama beceremedigi de diyebiliriz.

Byron Katie`nin web sitesinde daha fazla bilgiyi bulabilirsiniz. Ne yazik ki bir cok dilde cevrilen site, Turkce`ye cevrilmemis. Milletimizin az okumasina mi baglanmali bu bilemiyorum, neyse. 

Web sitesi: http://www.thework.com/index.asp

Radikal gazetesinden Isik Menderes, bu yontemi anlatan bir kac yazi yazmis. Bunlardan birini paylasmak istiyorum. Ilk defa yazimda kendi yazim disinda bir yazi kullanacagim ama arada olsun boyle guzel yazilar buldukca(:

Yazının tamamını okuyun »

  • Share/Bookmark

Oralet deyip gecmeyin

Kimine gore suda kaynayan vitamin ilaclarindan farksizken, kimineyse tum gazli icecekleri unutturacak kadar degerli bir icecek. Artik gunumuzde market raflarinda daha uzun sureli durur, alicisi nadirdir. Sukur ki son kullanma tarihleri uzundur da, saticiyi husrana ugratmaz. Vazgecilmezlerimdendir benim oralet. Ne zaman oralet icsem gecmisimi guler yuzle hatirlarim. Bir kahvenin kirk yili hatri var derler ya, benim icin de oralet oyle.

Cocuklugumdan hatirlarim, babamin arkadaslarinin dukkanlarina gittigimizde ne ikram edelim diye sorduklarinda “oralet” diye atladigimi.  O zamanlar simdiki gibi kirk bin cesiti yok tabi. Sadece portakalli var ve ufak cay bardaginda, kirmizi beyaz plastik cay tabaginda yaninda iki sekerle servis edilir. Cayci getirir, ve dukkanci amca yanina cayci plastik parasindan koyar. Soylemis miydim daha once, ben hep ozenirdim kucukken o cayci telefonumtirak aletlerine konusmaya. Dugmeye basarsin, istegini soylersin ve getirir sana aninda hani. Caycilik kuuuuul meslek o zamanlar. Erkek cocugu olsam kesin cayci olmak isterdim heralde (:

Neyse ki yillar gecmesine ragmen her yil babamin bazi degerli arkadaslarinin dukkanlarini ziyaret ederim ve ben soylemeden bana oraletim gelir. O an ki muhabbet, o an ki hatir gonul alma, babami ve gecmislerini yad etmek kirk yila degil, bir omure bedel olur.

Bir sey itiraf edeyim mi?

Yillardir eve oraletin bin bir cesitini alirim ama bir turlu o cayci oraletinin tadini alamam. Rengi de tadi da baska oluyor. Sirri nedir bilmiyorum ama ben oralet kulturunun kalkmasini istemiyorum. Yerini adini bilmedigim bin bir turlu kahve cesitleri alsin hic istemiyorum.

Oraletler rafta kalmasin, hepsi satilsin ve ben her gittigim yerde oralet isteyebileyim. Cok sey istemiyorum sanirim (:

  • Share/Bookmark

Ucan araba hayali gercek oldu

Bugun gazetede ufacik araba fotografi altinda gordugum haberle sok oldum. Hollandalilar tarafindan bulunan ve tasarlanan bu araba yaklasik 5 yil sonra seri olarak kullanima gececekmis. Ilk kullananlar polisler olacakmis. Ucan arabalara PAL-V adi verilmis. Fiyati ise 100bin ile 200bin euro arasi degisecekmis.

Kucuk arabalara karsi zaten ayri bir ilgim vardi, bunlari gorunce araba degil, ucan araba istiyorum demeye basladim. Nasil olacak, gercekten kullanima gecilecek mi merak ediyorum, sonuclari ne olacak gozumde kestiremiyorum. Trafik, ve gurultu kirliligine cozum getirecegi kesin de, insanin kafasina bir araba dusmesi ihtimalini dusunmek bile korkutucu. Trafik polisleri nasil gorev yapacaklar, benzinle mi calisacak, hava kirliligine yol acacak mi, durabilecegi belirli duraklari olacak mi gibi bir cok soru var kafamda. Endiselenmiyor degilim ama gelisimi seviyorum. Olmeden bir cok yenilige sahit olmaktan ayri bir mutluluk duyuyorum.

Bekleyip gorecegiz bizleri ileride nelerin karsilayacagini:)

  • Share/Bookmark

E- kitap

Bazen geri kafali, teknolojinin nimetlerini hor goren bir insan olabiliyorum, kabul edebilirim. E- kitapta teknolojinin getirdigi nimetlerden biriyken, bense sonuna kadar karsi cikiyorum.

Bugun denemek isteyip bir kitap indirdim. Aslinda niyetim sabrimi denemekti itiraf edeyim:) Normalde sabirli bir insanimdir ama tahammul edemedim birinci sayfasindan sonra. Dijital ortamda okumayi sevmiyorum ben. Bir sure sonra gozlerimi aliyor, yazilanlari birbirinden ayiramiyorum. O yuzdendir ki, okumam gereken yazilarin ciktisini alir okurum. Raporlarimin yazilim kontrollerini bile ciktisini alip okuduktan sonra farkederim. Elime aldigimda hissetmek, yazip cizebilmek, kaldigim yere kagit ilistirmek ya da her an yanimda tasiyabilmek benim vazgecilmezlerim okuma konusunda. Saatlerce yuzlerce sayfayi monitor karsisina gecip okumak sanirim isteyecegim en son sey olup, iskence araci olarak gormemi saglar. Bunu becerenleri tebrik etmek gerek:) Gerci insanlar bu kadar az okurken e- kitabin tutmasini ve yaprakli kitaplarin onune gecmesini dusunmek cilginlik olur heralde.

E- kitabin kullanisli oldugu yerlerde var elbette. Bence e- kitap amator yazarlarin, ya da kendini tanitmak isteyenlerin rahatca kullanabilecegi arac olarak gorulmeli. Ya da degisik gorsellerle, cesitli kaynaklarin belirtildigi, videolarla suslenmis bir kitabin cd ile ek olarak sunulmasi hos olabilir. Bunun disinda faydasini, kullanilabilecegi bir alani bulamadim.

Yine de alternatif olarak sunulmasi guzel, ne kadar hayatimin hic bir alaninda kullanmayacak olsam bile(:

  • Share/Bookmark

Ben vermedim, o vermedi, sen vermedin

Peki ya kim verdi?

Turklerin degil insanligin sorunu bu gizlemek, gizleyerek bir gruba dahil olacagini sanmak. AKP`ye mesela kimse oy vermemisti, herkes anti- AKP`ci idi. Fakat sonucunu gorduk. Hatta Yemekteyiz programini da kimse izlemezdi, ya da her gun televizyonda cikan onlarca diziyi. Hatta BBG de neydi oyle, kimse izlemez fakat kimin hangi karakterde oldugunu bilip, guya izlemedigi programin yarismacilari hakkinda karakter analizi bile yaparlardi. Hic birimiz izlemedik aslinda bunlari. Hatta tum gun National Geographic izler, tum hayvanlarin dollenme asamasini bu sayede bilir, bir ormanda yalniz kalsaniz hangi bitkilerin zararsiz oldugunu hemen anlayabiliriz. Ya da Turk kanallari kakadir, her gun MTV dinler, CNN takip eder, yabanci dizilerin hastasiyizdir. Hatta AKP`ye de biz oy vermedik, gokten zembille indiler onlar.

Neyse…

Gectigimiz carsamba belediye meclisi secimleri vardi Hollanda`da. Asiri sagci Wilders`in partisinin uyelerine guya kimse oy vermeyecekti. Herkes karsiydi fakat ne hikmetse kimse oy vermedigi halde bu parti yukselis gosterdi. Insanlarin sonuclar cikinca sasirmalarini anlamiyorum. Sen vermedin ben vermedim de kim verdi bu kadar oyu?

Bu ruh hastasi asiri sagci bey amcamiz, kendisi yabanci bir hatunla evli olmasina ragmen yabanci ve musluman dusmanidir (Hitler ile es degerde tutuluyor). Hatta demis ki bir demecinde, “Turkiye AB`ye girerse Hollanda`yi AB`den cekerim”.  Icraatte sifir, bomba demeclerle paparazzilik bey amcamiz ilerleyen gunlerde daha ne gibi bombalar salacak bilmiyorum ama tam zamaninda vatandasliktan cikacagima sevinmeye basladim.

Oy veripte vermeyenlerin, tum bu programlari, dizileri izleyipte izlemeyenlerin aciz ruhlarina selam olsun.

  • Share/Bookmark