Genel Kategorisi Arşivi

Bayraga Saygi

Dunya Kupasi nedeniyle Hollanda`da her yer bayrak, her yer turuncu. Duraklardaki afislerden, gazetelerdeki reklamlara, satilan kiyafetlerden, binbir turlu urunlere kadar. Adamlar coskulu, adamlar kazanmayi bekliyor. Haklilar, bu neseyi ulkem adina yasamak isterdim. Neyse. Son gunlerde duraklarda asili olan bir reklam panosu dikkatimi cekti. Unlu birinin boxerla fotografi var. Buraya kadar normal fakat boxer turuncu renkli ve Hollanda bayrakli. Ayni sekilde gazetelerdeki hatunlarin g-stringlerine kadar bayrak var. Dikkatimi cekmesinin nedeni benim bunun yasak olusunu sanmam. Saygisizlik olarak gormem.

Hemen sordum staj yerimdeki Hollandali calisanlara: “ Sizin yasalariniza gore bu yasak degil mi, siz saygisizlik olarak gormuyor musunuz”. Cevap gayet sasirticiydi. Hayir, neden saygisizlik olsundu. Yanlis bilmiyorsam Turk bayraginin belden asagi inmesi yasak, saygisizliktir bayraga diyerek ekledim. Ben tum ulkelerde boyle oldugunu sanarken sanirim Turkiye haric hic bir ulkede bu yokmus. Bayrak hassasiyeti bize ozguymus.

Hollandali sozlerine soyle devam etti. Turkiye`de Turk bayragini yaksan seni linc ederler ama kendileri gerek Israil, gerekse Amerikan bayraklarini yakmaktan hic cekinmezler. Saygi beklerken saygisizlik etmek onlara ozgu. Celiskili geliyor yaptiklari diyerek ekledi. Hakli buldugumu soyledim elbette.

Sorun su aslinda. Biz bu konuda bu kadar hassasken, baska ulkelerin umursamamasi, aslinda bayrak yakarak sadece bizi gulunc duruma dusuruyor ya da onlari hassas yerlerinden vuracagimizi dusunurken iplemeyeceklerini hesap edemiyoruz.

Hollandali sunu ekledi sozlerine. Burada Hollanda bayragini yaksan kimse donup ne yapiyor bu demez, karismaz. Ama Turkiye`de olay olur. Aslinda sen olay yaparak hassasiyetini belli ediyor, acik veriyorsun. Ama bunu bilmiyorlar dedi. Hakliydi belki. Ama aliskanlik midir, ya da benimsemislikten midir bilmiyorum fakat hala bayrak konusunda hassasim burada yasamama ragmen. Dona konmus bir bayrak bana hala saygisizlik olarak geliyor, hangi ulkenin olursa olsun.

  • Share/Bookmark

Kaybetme Korkusu

Korkmak, ne kadar mutlu olmak, uzulmek gibi cok dogal bir duygu olsa da, hangi turu olursa olsun insana en cok koyanlardan belki. Korkuyla beraber bir cok duyguyu ayni anda yasarsin cunku. Korku seni bazen sasirtirken, bazen sevindirir, bazen uzer, bazen kizdirir. Herkesin irili ufakli korkulari varken, kabul edemediklerimiz en buyuk korkularimizdir. Icimizi yer, dusunmek istemeyiz ama icten ice bu korkularla bogusur, gereksiz oldugunu kavramaya calisiriz.

Aslinda bir korkagim ben. Severek soyluyorum bunu.

Yeri geldi sinifta kalmaktan korktum, bazense dersi gecememekten. Hastalanmaktan korktum, sevdiklerimi  uzmekten de. Cok korkularim oldu ama benim icin en buyugu kaybetme korkusuydu.

Dusunun, bir isiniz var. Gayet iyisiniz isinizde ve herkes sizden memnun. Isinizi o kadar benimsemissiniz ki, kaybetme korkunuz yok. Zaman geliyor, alistiginiz icin isinizi salliyor, daha az azim gosteriyorsunuz. Artik baskalarinin size bakisi degisirken siz bunun farkinda olmuyorsunuz. Cunku o is “sizin” . Oysa iki kisi ile rekabete girseniz, bulundugunuz mevkiyi kaybetmemek icin ne kadar calisir, uykusuz geceler gecirirsiniz. Iste demek istedigim bu, kaybetme korkusu insani konu isse ise, asksa aska, okulsa okula, arkadasliksa arkadasliga bagliyor, emek verdiriyor, canli tutuyor.

Yazının tamamını okuyun »

  • Share/Bookmark

Çöpçülerin degerini bilmeli!

Halk arasinda genelde okulda basarisiz olan birine “copculugu” layik gorup, okumazsan ” copcu” olursun diyerek korkuturlar ve cocuklari ders calismaya tesvik ederler. Oysa o meslegin ne kadar kutsal bir meslek oldugunu, takdiri hakettigini ve yoklugunda neler meydana gelecegini hic dusunmezler.  Vakti zamaninda Kemal Sunal filmlerinden birinde copculer calismiyor, sokaklari afedersiniz bok goturuyordu. Millet artik bikmis, camdan balkondan firlatir olmus copunu, sokaklar copten disari cikilmaz hale gelinmisti. Ta ki Kemal Sunal cop arabasini kacirip, copleri toplayana kadar. Su an iste tam bu durumda Amsterdam.

Bir suredir copculer maaslarinin dusuklugunden dolayi grevdeler ve maaslari yukselene dek cop toplamayacaklarmis. Sokaklarin halinin fotografini cekmek isterdim ama yururken bile tiksiniyorum. Ben hayatimda boyle pislik, boyle cop yuvasi gormedim. Turkiye`de de hic karsilasmadim boyle pislikle. Ki insanlar en kotu ihtimal kapilarinin onunu supurur, yikar, yine de temizlige dikkat ederlerdi. Fakat su an ki haliyle Avrupa demeye bin sahit isteyen bir gorunumde burasi. Kaldi ki, Avrupa buysa ben kor giderim ulkeme. Yerler hayvan pisliklerinden, kagittan, ucusan coplerden gecilmez haldeyken, cop konteynirlarinin yaninda dag gibi biriken cop posetleri ve etrafa saldigi koku insani sokaga cikmaktan sogutuyor. Ustelik bu pisligin yayacagi hastaliklar da cabasi. Eskiden sabahlari uyurken cop arabasi geldiginde cikardigi gurultuden rahatsiz olan “simarik” ben, su an copcu gelsin diye dua eder haldeyim. Sokakta yururken oldugunca az nefes almaya calisip, yurudugum yerlere dikkat ediyorum, pisliklere basmamak icin. Yemin ediyorum copculerin degerini anladim. Allah onlarin cop toplayan ellerine zarar vermesin. Zam alirlar mi, almazlar mi bilmiyorum ama en yuksek maasi hakeden gruplardan biri olduguna artik kesin kanaat getirdim.

Iyi ki varlar ve  hep olsunlar:/

  • Share/Bookmark

Piknik kültürü

Hayatimin hic bir doneminde malak gibi otlara yayilip, onume ne gelirse somurup, duman altindan zevk duyma kulturum olmadi benim. Soylediklerimin aksine cocuklugum bahceli bir evde gecip, agaclardan inmeyen, bahcede fazlaca vakit gecirip, kendi ekip bictigim alani olan biriydim. Dalindan koparip yemesini sever, topraktan, camurdan, ottan bocekten tiksinmeyen, yeri gelince elimle topragi delik desik eden biri de oldum. Ama konu piknikse bir turlu yillardir anlam veremiyorum. Ne cocuklugumda sevdim, ne de gencligimde. Bundan sonra da zevk alacagimi dusunmuyorum.

Her seyden once baskalari tarafindan bakilma, izlenme hissi beni rahatsiz eder. Etrafinda yuzlerce insan otururken nasil aralarina dalip kendini evinde hissedeceksin ki? Nasil rahatca muhabbet edip, nasil sen olacaksin ki? Oysa piknige rahatlamak, stres atmak icin gidilmez mi?

Etle aram yoktur ama vejeteryan da degilim. Mangalsa konu, dumanindan da, kendisinden de hoslasmam. Sigaranin dumani bile rahatsiz ederken o cigimsi mangal eti beni fazlasiyla tiksindirir. Bulundugun piknik ortaminda herkesin mangal yapmasi demek, dogal alanin icine etmek ve rahatlamak icin gittigin bolgede dumandan rahatsiz olarak donmen demek. Hem cigerlere zarar, hem de yedigin etle midene.

Yazının tamamını okuyun »

  • Share/Bookmark

Ask-i Memnu`yu iyi taraflariyla analiz ettim

Populer kulturden nefret eden ben, ne cogunlugun izledigini izler, ne dinledigini dinler, ne yedigini yer, ne giydigini giyer, ne de yaptigini yaparim. Bu yuzden hic bir zaman bir suruye dahil olup, gudulmedim. Kendi sevdigim, istedigim, kendi merak ettigim seyler benim onceligim oldu hep. Bununla gurur duyuyorum:) Gel gelelim Ask-i Memnu dizisine. Kurtlar Vadisi, Ezel ve Ask-i Memnu gibi, cogunlugun ayila bayila izledigi dizileri takip etmiyorum. Bastan kaybediyor cogunlugun izlemesi, tabiyki konusu da onemli. Ama Turk yapitlari oyle cok ozel ve sira disi olmadigi icin beni sasirtacak bir senaryo ya da isle karsilasmadim simdiye kadar, ne kadar bu konularda ukala olacak kadar bilgi ve birikim sahibi olmasam da. Neyse. Dedim madem boyle bir dizi var, bugun de yorgunum ve bos bos bakinmak istiyorum, oyleyse Ask-i Memnu bunun icin ideal dedim. Yaklasik ya 20 dakika ya 30 dakika takip ettim. Tabiyki dizi hakkinda fikrim vardi izlemedigim halde sagolsun anlatanlar, medyada cikanlar, yapilan yorumlar, reklamlar vs. Bu sefer diziyi analiz edecektim, bilincli seyredecektim. Dizinin Turk aile yapisina aykiri oldugunu soyleyenlere karsi, ben de anti tezimi yazacaktim. Iste maddeler halinde, neden Turk halki bu diziyi izlemeli anlatacagim.

- Sanirim hic bir sosyetik veya medyatik aile, calisani ile ilgili, samimi ve fazla hasir nesir olmaz.  Bu dizide ise tam tersi calisanlar aile fertlerinden birileri ve her sIkIntIda, hastalikta, saglikta birbirlerinin yaninda olup, maddi manevi destekten kacinmiyorlar. Bu da demek oluyor ki efendim, bu dizi zengin kismisina ornek olacak nitelikte. Bu nedenle bu diziyi IZLEYIN!

- Normalde ayni cati altinda yasayan kardeslerin bir birleriyle kavga etmemeleri mumkun degildir. Fakat bu dizide ne goruyoruz, o miymiy abla ve bicirik kardes birbirlerine  kenetlenmisler, kavgasiz gurultusuz yasiyorlar. Bu da demek oluyor ki, bu dizi tum kardeslere ornek olmali. Bu nedenle bu diziyi IZLEYIN!

- Artik gunumuzde pek azdir ki kaynanalar evde istensin ya da tartisma hir gur olmasin. Fakat bu dizide Firdevs hanim eve kok salmis, damadin tum maddiyatindan faydalanip ailenin reisi gibi davranmayi basarmis. Bu yuzden bu dizi kaynana, gelin, damat bermuda ucgenine bomba gibi dusup, ornek olmali. Bu nedenle bu diziyi IZLEYIN!

Yazının tamamını okuyun »

  • Share/Bookmark

MEB`nin serbest kiyafet uygulamasi

Yillardir donem donem soylentiler cikar, isteklerde bulunulur fakat hic bir zaman uzerine detaylica konusulmaz. Ogrencilerin cogu uniformalardan bikmiscasina serbestlesmesini dilerken, aileler kara kara dusunup, bunun hayallerde kalmasini isterler. Sanirim ilk defa bu konu Milli Egitim Bakanligi tarafindan da ciddiye alinip, tekrar gundeme getirildi. Milli Egitim Bakanligi, resmi sitesine bir anket koydu. (Anket icin:http://basvurular.meb.gov.tr/anket/tek/kullanicigiris.aspx ) Ayni kisilerin fazla oy kullanmalarini engellemek icin TC kimlik numarasini da sart kosmuslar oy verebilmek icin.  Anketten cikan sonuc nasil degerlendirilecek henuz aciklanmis degil fakat sonuc cogunlugun serbest olmasi yonunde oylamasiyla sonuclanirsa neler olur tahmin bile etmek istemiyorum. Kimine gore ozgurlukken, kimine gore ozgurlugu daraltan bir arac olacaktir artik giyilen kiyafetler.

Bakanlik boyle bir anket yapip, milleti gaza getirmeden once sunlari dusundu mu merak ediyorum.

1- Anket internet uzerinden yapildigi icin, internetle ilgisi olmayan insanlarin bu ankete ulasmasi nasil saglanacak? Kaldi ki bilgisayar kullanimi ne kadar yayginlasmis gibi gorunse de 3-5 buyuk sehir disinda bu kadar da yaygin kullanilmadigi kesin. Bu nedenle oy verenlerin cogunun maddi imkaninin yerinde oldugunu da dusunebiliriz.

2- Maddi imkanlar demisken, hani klasiktir hep soylenir ya “maddi durumu iyi olana dokunmaz. Her gun baska kiyafetlerle gelebilirler”, vs. Ne kadar buna maddesel bakinca hak versem de, bu cocuklarin psikolojilerine bakinca onlar icin de iyi olmayacagi kanisindayim. Giyinmeyi seven, imkani da olan biri dikkat ve ilgisini okul saatleri icerisinde derslerinden cok dis gorunumune verecegi icin basarisi dusecek. Ne kadar kendi cevresinde iyi giyiniyor da olsa, bulundugu grup icerisinde varligini gosterebilmek icin surekli bir yaris ve karsilastirma icerisinde bulacak kendini (kendi icinde elbette). Istekler artacak.

Yazının tamamını okuyun »

  • Share/Bookmark

Alkol kullanmak, bir gruba dahil olma araci midir?

Eskiden televizyonda eslerinin alkol kullanimindan sikayet eden kadinlar, siddet ve kazalar disinda kullanimini pek duymazdik alkolun. Icilirdi ama ozel gecelerde, eglencelerde. Ya ben cok geriydim, ya da gozlemlediklerim bununla kisitliydi o donemler. Kisa bir gecis doneminden sonra alkolun daha fazla kullanildigi bir doneme girdik.

Onceden aile icinde disariya duyurulmadan gizlice icilen alkol, artik universite hatta lise ogrencilerine kadar yayginlasti. Artik okuldan kacan ogrenciler cafede bir bira icmeden eve donmez, muhabbetlerinin cogu icki uzerine kurulu oldu. Universite ogrencilerinin kaldigi evlerde cesit cesit alkol kalintilarindan “sanatsal faliyetler” yapilir oldu. Cogu zaman gerek ailelerinden aldiklari, gerekse burstan ellerine gecen paranin miktarindan sikayetci olan bu gencler, disaridan bakildiginda paralarinin buyuk bir yuzdelik kisminin alkole yatirildigi gozlemlendi. Konserler, arkadaslariyla toplanmalar, her aksam icmeler, evde verilen icme geceleri, hafta sonlari daha kapsamli partiler derken, genclik denilen bu kesimin hayata bakislari ve yasadiklari alanlar daraldi. Kimi zaman ozgurlukten bahsettiler, kimi zaman ”isyanci” cocugu oynadilar. Oysa ne hayati dusunecek kadar zihinleri acikti ne de dusunduklerini anlatacak kadar.  

Yazının tamamını okuyun »

  • Share/Bookmark

Şiir yazmak ögrenilebilir mi?

Siir yazmak oyle bir yetenek ki, bu yetenegin nereden fiskirdigini, nasil edinildigini merak ediyorum.

Her klasik ergen gibi, ben de ergenlik donemimde siir yazmaya calistim, yazdim da kendimce, ergence. Ben seni sevdim, sen beni sevmedin, asigim, karnimda kelebekler, sense bir bocek vs vs. Ergenlik donemimde kendimi bulma cabasiyla, gerek askimi dile getirme durumu, gerekse bulundugum gruba dahil olma güdüsü. Hatta siir defterim bile vardi. Baskalarindan tek farkim, herkesin siirleri bir kac kitada tukenirken, benim kalemimin siniri, kitalarimin limiti yoktu. Sayfalarca tek siiri devam ettirdigimi bilirim. Genelde komik siirler yazmayi sever, degisik benzetmeler yapmak hosuma giderdi. Kurallar, isin kitaba ayak uydurma boyutu beni baglamazdi. Diyorum ya, her ergenin basina gelen, benim de geldi, gecti (sukur ki). Sansima okul hayatimda hep cok iyi siir yazan insanlar tanidim. Nedense bunlarin tek ortak noktasi derslerde basarisiz olmalariydi. O en guzel el yazilariyla derslerde defteri cikarip siir yazarlar, sonra tum sinifa okuturlardi. Peki nasil bu kadar iyi siir yaziyorlardi?

Ben bu isin duyguyla alakali oldugunu sanmiyorum. Lakin boyle olsaydi ben sairlerin babasi (annesi de olabilir) olma kistasina sahip olurdum. Ben ki duygu fiskiran insan siir yazamiyorsa, bu isin sirri duygu degildir.

Peki kurallar mi?

Yazının tamamını okuyun »

  • Share/Bookmark

Dershane: Egitim yuvasi degil, para tuzagi

Dershane fiyatlarinin 2010 yilindan itibaren 10% ile 25% arasi zamlanacakmis. Basarili olan, derece yapilan ogrencilere indirim uygulanacak, ya da para alinmayacakmis. He canim, tek derdin egitim, he gulum, eminim ogrencileri dusunuyorsun diyerek bu kismi kesecegim.

Ilkokul cagindan itibaren bir sinav sistemidir gidiyor. Cocuklari, daha cocukluklarini yasatamadan okuldaki aldigi egitimi yeterli gormeyip dershaneye yazdiran aileler, cocuklarinin bos zamanlarini boylelikle dolduruyorlar. Hafta ici okula giden bir cocuk, hafta sonunu dershanede geciriyor, kendine vakit ayiramiyor. Kalan bos vakitlerinde ise test cozmesi icin zorlaniyor. Daha cocuklugunda bu ritme alisan bir insan, yasi ilerleyip lise caglarina yaklastikca bu tempoyu yogunlastiriyor. Ayaklari yere saglam basmiyor cunku dershaneye gitmezse kendisini eksik hissedip daha az bilgi aldigini dusunuyor. Dershane artik aldigi egitimin yaninda destek olarak degil, aldigi egitimin bir parcasi olarak gorulmeye baslaniyor. Cocuklugundan itibaren alistigi bu “ek egitim” ona bu duzeni sorgulatmayacak kadar bunyesine siniyor.

Tum sokaklarin dershane oldugu, tum bos alanlarin dershane billboardlariyla doldugu ulkemizde, her parasi olan yeni bir dershane aciyor. Cunku bu iste iyi para var, haklilar. Bir kac kopyalanmis test kitaplari cikarip, sinav sonrasi su kadar birinci cikardik diye asilan reklam panolari da cabasi. Biraz da fiyati adi duyulmus kurumlara gore dusurdun mu, orta gelirli ya da asgari ucretle calisan bir ailenin cocugunu gondermesi icin yeterli bir neden. Boyle boyle ulke genelinde yuzlerce, hatta belki binlercesi…

Peki ben dershaneye gideceksem okula neden gidiyorum? Ya da okula gidiyorsam, dershaneye neden gidecegim? Zaten okul beni egitmek, bana ogretmekle yukumlu degil mi? Ben orada ogrenmeyeceksem gitmemin de bir anlami yok heralde.

Yazının tamamını okuyun »

  • Share/Bookmark

“Her gün bir yeni apaçi”

Son gunlerde Facebook adli sosyal ag sitesinde  baslatilan bir grubun adi. Zaman zaman insanlara yuklenen “kiro”, “emo” gibi sifatlarin, tek bir cati altinda toplanmis haline “apaci” yakistirmasi yapilmis. Bu akima gore, kenar mahallelerde oturup, ciks mekanlarda takilan ya da takilmaya calisan, cakma markali giyinen, saclarina jole kutusunu bosaltip yukari dogru sivrilestiren, ya da one percem olarak indiren, dar kot pantolon giyip, genelde pembemsi ve dar gomlekler, t-shirtler giyinen, yabanci muzik dinleyip, dans etmeyi sevenler apaci olarak siniflandirilmislar. Ve bu sekilde kendini sunan insanimizin fotograflari oradan buradan calinip, bu grup altinda paylasilip, gulme malzemesi olarak kullaniliyor. durum bundan ibaret aslinda. Tek amac gulmek, tek amac eglenmek. Ustelik kendilerinin de belki baskalarina “apaci”  gibi gorundugunu dusunmeyerek.

Soyle bir aciklama gordum. Sanirim grup yoneticilerinden biri yapmis: “Yaratıcı tarafından verilmiş renk,ırk,dil,özür vs. şeylerle dalga geçmek haddimiz değil fakat insanoğlunun kendini düşürdüğü bu rezil durumlardan şikayetçiyiz ! “

Yazının tamamını okuyun »

  • Share/Bookmark