Genel Kategorisi Arşivi

Cagin en “tatli” hastaligi: alzheimer

Alzheimer hakkinda cok sey soylenir, yazilir. O kadar urkutur ki insani. Semptomlarindan tutun, ailede bu rahatsizligi olanlarin cektikleri cileleri anlatmalarina kadar o kadar ocu gibi bahsedilir ki… Halbuki hicte anlatildigi gibi degilmis bunu gordum dun. Elbette derslerde okudum, ogrendim ama hayatimda ilk kez bir alzheimeri olan biriyle tanistim. Hayatimda gordugum gorebilecegim belki de en seker amca. Tanismadan once alzheimer sebebiyle cok unutkan oldugu, tekrar tekrar ayni seyleri anlatip sorabilecegi soylenmisti. Zaten hastaligin icerigini bildigim icin tanimadan tanimis kadar olmustum. Guler yuzu, sicak davranislari, hos sohbeti derken saatin nasil gectigini anlamadim. Amca`nin esi de eski sosyetelerden, gozleri sonradan gormemesine ragmen bir o kadar bakimli, temiz, hunerli ve kendi isini kendi halleden cok tatli bir teyze. Oyle uyumlu bir ciftler ki, Edi ve Budu sanki. Atismalarini, muhabbetlerini seyretmek cok keyifli.

Yazının tamamını okuyun »

  • Share/Bookmark

Insan doğduk, “Avrupalıca” ölelim…

Bu aksam yine kotu bir haberle irkildik. Oysa daha bayramin sicak atmosferinden silkinip yarin once o meshur canavarin yollarda kac can aldiginin hesabini tutacak, bir onceki yilla kiyaslayacak, bir sonraki yil icin iyi dileklerde bulunacaktik. Amaaan canim, bu yil az kisi gitmis, seneye farki kapatiriz diyerek sehit haberlerine, patlayan bombalara biraz da olsa yer verip, havalarin soguduna isaret edip Van`da yasayan halka  ”sizi de unutmadik bea ama biz sicak yatagimizda uyumaya devam ediyoruz, naniiik” izlenimi verecektik. Onlar sanki bilmiyorlarmis gibi tum kisi sogukta cadirda gecireceklerini… Unutmamaksa amac, unutmadik iste. Ama o kadar.

Tam bu haberlerin bilincinde uyuyup sabah yeni bir gune baslayacakken, Van`dan yine bir sarsinti haberi aldik. Baslangicta diger irili ufakli sarsintilar gibi sanilip pek ciddiye alinmasa da, yikilan bir otelde gazetecilerin yogunlukta kaldigi soylentisinden sonra ozellikle haber kanallari ve Tv8 naklen yayinlarini yaptilar. Bu kanallarin disinda hic bir ulusal kanal alt yazi bile gecmedi. Hatta oyle ki, dizi ustune dizi bile gostermeye devam ettiler. Hayir hayir, deprem icin ozel dizi tekrarlariydi bunlar. Suan hala da yayindalar. Fakat isin kotu yani su, nasil ki sehit haberlerine alisip tepkisiz kalir olduk, deprem konusunda da ayni ruhsuzlugu yasamaya basladik. Ilkinde verdigimiz tepkileri sonraki sarsintilarda ve can kayiplarinda veremez olduk. Tipki bayram donusu giden canlari tek tek kurbanlik koyun gibi saydigimiz gibi, tipki sehit dusen askerlerimizi saydigimiz gibi, bu depremde de acaba kac kisi olecek hesabi tutmaya basladik. Duyduk, ogrendik, kanali kapadik. “aaa deprem mi olmus, kac bina cokmus?, yok canim o binadan sag cikmaz ama isallah cikar” turkulerini soylemeye basladik. Isin kotusu, bunu ben de yaptim…

Yazının tamamını okuyun »

  • Share/Bookmark

Yargi “kendi arzusuyla” kangren oldu…

Tam bir celiskiler ulkesidir Turkiye. Uzmezler uzer, Olmezler oldurur, Uresinler daha cok urensin ister vesaire vesaire…

Yasanan son olaysa insanin kanini donduran cinsten. Kisaca anlatmak gerekirse 13 yasindaki bir cocuk 26 kisiye satiliyor ve tecavuz ediliyor. Bunun uzerine yerel mahkeme “rizasiyla birlikte oldu” gerekcesini gostererek karar yargitaya gidiyor. Yargitaysa bu karari onayip “rizasiyla birlikte oldu” diyerek 26 kisiyi serbest birakiyor. Isin hukuki sureciyle veya yapilan aciklamalarla ilgilenmedigim icin yanlisim olabilir, zaten onemli olan kismi da bu cocuga “rizasiyla birlikte oldu” damgasini yapistiran “hukukcular”. Hangi hak, hangi hukuk boyle bir yakistirmayi 13 yasindaki cocuga kondurabilir merak ediyorum her seyden once.  Insan haklari sucudur bu hepsinden once.

Her seyden once 13 yas grubunu taniyalim. Her birey gibi 13 yasindaki bir cocugun da gelisiminde bazi gorevleri vardir. 13-18 yas arasi farkli gruplara ayrilsa da en onemlisi hic suphesiz 12-14 yas grubudur. Gelisim gorevleri arasinda yasitlariyla iletisim kurabilme, kendi bedenini tanima, anne ve babadan duygusal bagimsizligi gerceklestirebilme ise en onemli gelisim gorevleridir.

Yazının tamamını okuyun »

  • Share/Bookmark

Afet sonrasi psikolojisi

Son gunlerde Turkiye adeta bir felaketler ulkesi haline geldi. Uzerindeki teror karabulutundan kurtulamamisken Van`da gerceklesen deprem bu acilara adeta tuz biber ekti. Sehitlerin acisi dinmeden depreme kurban verilen canlar, yasam mucadelesi verenler ve kurtulup sifa bekleyenler.. Oysa o bir hafta ne kadar da cabuk gecerdi normal sartlarda. Simdiyse sanki aylarca bu felaketlerle cebellesiyormusuz gibi hissediyorum.

Reuters`ta cikan bir fotograf degil Turkiye`yi, dunyayi sarsmaya yetti de artti. Bu durumun hassasiyetini uzerinde hissetmeyenler, aciyi yasamayan, paylasmayanlar bile o fotograftan sonra vicdanlariyla yuzlesmislerdir bence. Evet, 13 yasindaki Yunus`un fotografindan bahsediyorum. Gocuk altinda yardim beklerken, omzunda cansiz bir beden elinin oldugu o fotograf ve urkek, korkak bakislar… Kim bilir, belki de deprem esnasinda koruyup kollamak, sarip sarmalamak istedi o el. Fakat kendisi kurtulamadi, kucuk Yunus`un belki de hayata tutunmasina sebep oldu. Insan yutkunmadan edemiyor.

Gerek sosyal medya, gerekse gorsel medya uzerinden yapilan yardimlari, gelismeleri takip ediyorum ben de her vatandas gibi. Haber kanallarinda kisitli gorunen haberleri, yardimlari ve ihtiyaclari, sosyal medya uzerinden daha yogun takip etmek mumkun. Celiskiler hat safhada. Televizyon kanallarinin yasananlarin uzerini ortme cabasi, ihtiyaclarin giderildigine dair haberler acaba basbakanin “ricasindan” dolayi midir, yoksa isin raconu mudur bilmiyorum fakat sosyal medya uzerinden yapilan dayanismayi, yardimlari gordukce ulkem insaniyla bir kez daha gurur duyuyorum. Tabiyki gereksiz sesler de cikmiyor degil fakat halkimiz bunlari susturmasini biliyor ne mutlu ki dil, din, irk ayirt etmeksizin tek yurek kavrami yasam buluyor. Allah hala icinde iyi niyet besleyen, dualarini esirgemeyen, yardim eden, etmek isteyip gucu olmayan, kisacasi “insanligini” yitirmemis herkesin gonlune gore versin. Iyi ki varlar…

Yazının tamamını okuyun »

  • Share/Bookmark

Vatan degil, canimiz SAG olsun

Yazip yazmamakta cok tereddut ettigim bir yaziyi hangi giris cumlesiyle susleyecegimi bilmiyorum. Cunku ne yazacaklarim suslu, ne de hissettiklerim. Huznu nerede olsa tanirim, kokusunu duyar, ruhuma islerim. Melodisi kulaklarima, ruhu icime isler adeta. “Tanju Duru- Huzn” de oyle bir muziktir ki, boyle anlari en guzel anlatir belki de.

Gece yine ben bu muzigi dinleyip uykuya dalarken kaybettik sayisini soylemeye ne dilimin ne de elimin varmadigi cani. Ne yazacaklarimla acitasyon yapmaya niyetim var, ne de kliselesmis sozler dosemeye. Populist yaklasimci olmak yerine sadece hislerimi paylasmak derdim. Uzgunum. Hissettigim bu. Ama o kadar. Cunku canim o canlarin yakinlari kadar yanmaz. Hepimiz uzuluruz, hepimiz lanetleriz, hepimiz bir seyler yapmak ister ama hic bir sey yapamayiz. Duydugumuz an ki hissettigimiz aci anliktir. En iyi ihtimalle ayni gun, en uzak ihtimalle ertesi gun yine normal yasantimizi idame ettirmeye devam ederiz. Hayatin kurali bu. Acimasiz ama yasam devam ettikce bunu surdurmek zorundayiz.

Cok sukur boylesi olmasa da, bir yakinin yasamini yitirmesi ne demektir cok iyi bilirim. Hassasiyetim daha cok bu yondendir benim olum haberlerini aldigimda. Yasadigim kadarini hissederim cunku. Yasamadigim acinin empatisini kurmaktan baska hissini anlayamam, anlamaya calisirim cogunlukla. Elimden gelen tek budur cunku.

Yazının tamamını okuyun »

  • Share/Bookmark

Kapanan bir mektup devri…

“Cok kiymetli arkadasim, nasilsin? beni soracak olursan senin yokluguna hala alisamadim. Sana uzun zamandir mektup yazamadigim icin ozur dilerim. Burada gunlerim yogun geciyor. Konularimiz iyice sikisti. Bir yandan okul, bir yandan dershane. Basimi kasiyacak vakit yok…”

Sene muhtemelen 1999… Yurt disina yerlestigim ilk donemler. O zamanlar simdiki gibi elimin altinda internet, ya da ucuz/rahat konusabilecegim bir sistem yok. Ben de simdiki neslin burun kivirdigi, cag disi gordugu, o zamanlarinsa en populer iletisim araci olan mektubu kullaniyorum arkadaslarimdan haber alabilmek icin. Aslinda mektup cocuklugumda hayatima giren bir arac. Babam yurt disinda yasadigi icin cocuklugumdan itibaren her bos vaktimde ya mektup yazar, ya da kart atardim. Yazmanin, bana gelen bir mektupla mutlu olmanin, tadina o zamanlar varmisim. Bunlari anlatmayacagim elbette…

Yazının tamamını okuyun »

  • Share/Bookmark

Bir mezunun cirpinislari…

Ben hic boyle hayal etmemistim seni. Ben hic seni sevmeyecegimi dusunmemistim. Mezundum, her sey artik daha guzel, daha eglenceli olmayacak miydi? Hani dizileri rahat izleyecektim, aklimin bi ucunda “raporu yazip kurtulsam” dusuncesi olmadan… Hani sabah erken uyanacak olmanin telasi olmayacakti, sabahlara kadar oturup aksamlara kadar yatacaktim?

Evet, ben mezun olmayi hic boyle hayal etmemistim…

Mezun olali 3 hafta olacak neredeyse. Daha ilk gunden “e simdi?” sorusu belirmisti kafamda. Ama hep bir sure dinlenirsem iyi gelir, uzerimdeki stresi atarim en azindan, kafa dinlerim diye de dusunuyordum. Farkettim ki okul bittiginden beri daha cok strese girmisim, bu bosluk beni daha cok strese sokmus. Keyif almaz olmusum her seyden farkinda olmadan. Eskiden sabah isim olsa bile sabaha kadar oturmak keyif verirken, artik aksam saatler 22.00 gosterdiginde ben uyku haline geciyorum. Eskiden internette gezinmekten, muzik dinlemekten hoslanirken simdi ne laptop aciyorum, acmak istiyorum ne de vakit harcamak. Eskiden televizyon izlerken,bundan hoslanirken artik ne televizyon seyretmekten zevk aliyorum ne de buna vakit ayiriyorum.

Yazının tamamını okuyun »

  • Share/Bookmark

Sanati sorguluyorum bazen

Arama motoruna “sanat nedir” diye yazildiginda milyonlarca sonuc verir oysa. Tek tanimi yoktur, olamaz da zaten, cok goreceli bir kavramdir. Sanatin ne oldugunun cevabini veremezken kimlerin sanatci oldugu, kimlere “sanatkar” denmesi gerektigini tartismak yersiz olur. Bu yazida elbette sanatin ne oldugu, kimlere sanatkar dendigini anlatacak degilim, kaldi ki bunu elestirecek donanima sahip olduguma inanmiyorum. Peki o zaman neden mi bu konu? Takip ettigim bir dergide guclu kadinlarin hayatlari anlatilmis. Turlu turlu basari veya kendini gosteris hikayelerinde bir tanesi dikkatimi cekti ve o beni bu yaziyi yazmaya, dusunmeye surukledi.

Oncelikle yazimda bu disi kahramanin adini vermek istemedigimi belirteyim. Cunku yazi kisinin karakteri ya da yaptigi ise yonelik degil, daha cok benim kafamdaki sorular. En azindan merak etmenize sebep olacagim icin simdiden ozur dilerim.

Bu bayan 40 yasinda, evli ve 3 cocuk annesi. Kadinin seks objesi olarak gorunmesini tema olarak isleyip, iphone`u ile kendi vajinasinin farkli sekillerde fotografini cekip yayinlayarak unlenmis biri. Cogu kez facebook ve youtube fotograf ve videolari yuzunden hesaplarini kapamis, fakat her seferinde tekrar acmis. Yetistirilme tarzi olarakta anne ve babasi kisitlama yonune gitmemis. Bu yuzden rahat bir cocukluk gecirdigini soyluyor. Hakkinda soylenilenlerden en uzuldugu sey cocuklarina ve kocasina acimalari, onlarin utanc duyacagini soylemeleriymis. Unlu bir kac fotografcinin kendisine ulasmasi sonucu fotograf kitabi cikmis. Bu yaz da Belcika`da bir sergi acmis.

Yazının tamamını okuyun »

  • Share/Bookmark

Tez danismani sorunsali

Eski mezunlardan dinledigim hikayelerin hepsini birer sehir efsanesi sanirdim. Nesi vardi ki danismalik, kendi isimi kendim halledebilirdim. Her zaman rapor yaziyor, her zaman odevler hazirliyordum zaten. Bu sadece daha kapsamlisi olacakti. Bu dusuncelerle ciktim bir okul bitirme (ya da bitirememe) seruvenine. Son donemlerimin en kolay ve stressiz gecmesini umit ederken, ogrencilik hayatim boyunca hic yasamadigim kadar stres yasadim, halen yasiyorum. Bu kadar olacagini, ogrenciligin beni bu kadar yorabilecegini hic dusunmezdim, kaldi ki omur boyu ogrenci kalabilecegime inanan, ogrenci olmaktan zevk alan, ogrenmeyi seven bi insanim. Ya da oyleydim, simdi emin degilim devam edip etmeme istegimden. Mevzu aslinda soyle…

Toplam 2 bucuk ay tez yazma suresi vardi, ilk bir bucuk ay diger derslerim yuzunden ilgilenmedim. Bu yuzden tez danismanimla pek muhatap olmadim. Tez danismaniyla gorusme limitini 4 saat olarak belirlemisler. O 4 saati nasil kullanmak istedigin senin elinde ama her turlu konusma saatinden kesiliyor. Neyse ki ilk gorusmem yeterince kafa karisikligiyla bundan sonraki surecin nasil baslayacaginin sinyallerini vermisti. Iki konu onerisiyle gittigim ilk gorusmede, danisman birini secmis, kendi isteklerini siralayip benim yolumu bana fikrimi sormadan belirlemisti. Kaldi ki, kafami oyle karistirmisti ki, konumun da disina cikip, nereden baslayacagimi bilemeyecek hale gelmistim. Bir sure sonra sorularimi ve konumu belirleyip, ikinci randevumu yaptim. Ikinci randevuda soyledigi seyleri tek tek not edip, elimdeki sorularimi duzenleyip kendisine elektronik posta yoluyla ilettim. Beyfendi okumaya tenezzul etmedigi icin okulda kendisini uyarmam sonucu, “saatinden duserim ama” gibi bir tepkiyle karsilastim. Peki dedim sorun degil, yeter ki okuyun, kontrol edin. Ertesi gun mail geldi. Mail gayet diplomatik bir dille, sanki karsisinda milletvekili varmiscasina anlasilmayacak dil ile, ne dedigini tam olarak belirtmeyen bir sekilde yazilmis. Altina da max 15 dakikalik maili 45 dakika bunun icin ugrastim, saatinden dusuyorum diye not duserek…

Yazının tamamını okuyun »

  • Share/Bookmark

Bir cocuk gecti yuregimden

Bir cocuk dusunun, yasadigi tum zorluklara, yasina ragmen gogus gerip, basina ne gelirse gelsin sadece gulen, hayati tiye alip, etrafindakilere enerji veren. Ve o cocuk enerji verdikce, etrafindakiler tarafindan enerjisi tuketilen, bitirilen. Yine de yilmiyor o cocuk. Yine enerji  vermeye devam ediyor, yine guluyor, yine hayati tiye aliyor.

O cocuk benim cocugum, o cocuk benim hic unutmayacagim bir cocuk. Gecen yil staj yerimde geriye donup baktigimda aklimin kaldigi, merak ettigim ve onun icin uzuldugum tek cocuk.  O benim cocugum…

Gecen gun is cikisi markete giderken karsidan gorundu o. Annem bu kimdir, neden kosuyor diye sorarken benim de kosmam ve sarilmamizla dunyayi durdurduk belki de o vakit. Bir kac dakika icinde gorusmedigimiz zaman icerisinde neler olup bittigini anlatip, cekingen ve uzgun gozlerle birden yok olup gitti, aklimi da kendisinde birakarak. Sorunlu bir aileye sahipti bu cocuk. Uvey babasi tarafindan surekli ciddi bir sekilde siddete maruz kalip, annesi tarafindan desteklenmeyen ve gozleri gormeyen kucuk kardesine surekli bakmak zorunda birakilan bir cocuk. Oyle ki kardesini arkadaslariyla futbol oynayacagi zamanlarda bile secmek zorunda birakilan, buna ragmen kardesimdir deyip ergenligini unutan biri. Oysa futbol onun icin nefes gibi. Dayak yedigi gunlerde bile gruba gelip herkesi gulduren, yuzunde bir kere bile huzunlu bir ifade bulunmayan, kendisiyle barisik, hayatimda bu kadar sorunlara ragmen bu sekilde saglam karakterli kalabilmis ve guleryuzlu olabilmis tek cocuk belki de. Onu boyle gordukce ben dert ettigim seyler icin utaniyor, fazlasiyla saygi duyuyorum.

Yazının tamamını okuyun »

  • Share/Bookmark