Genel Kategorisi Arşivi

Prensiplerinden odun vermek ve torpil gercegi

Beni bilen bilir. Her ortamda, birilerinin kirilacagini bile umursamadan torpille bir yerlere gelen , isini hallettiren kisileri acimasizca elestirir, bu konuda kimsenin savunmasini bile dinlemem. “Turkiye`nin gercegi” palavrasini bile. Benim icin bir insan bir seyleri basarmak istiyorsa emegiyle bunu yapmali, onune cikan gucluklerle bas edip, istedigi seyi elde edebilmeli. Zaten bu zorlu surecte cektigi sikintilar kisiyi guclendiriyor, ne kadar cok istedigini sinatiyor.

Gerek karakter olarak, gerekse bugune kadar kimsenin buyrugu altina girmedigim icin birilerinin omzu altinda bir seyleri “basarma” durumunu yasamadim hic. Ki bana gore bu basaridan cok basarisizlik ornegidir. Kendin basaramadigin icin, o yetiye, o kabiliyete sahip olmadigin icin basarisizsindir. Ve bence omur boyu evin kahyasi gibi seni o yere getiren kisinin buyrugu altinda kalacak, mutsuzluk cekeceksindir. Haketmissindir de.

Bu durumda iki seyi ayirt etmek lazim. 1- Baglantilarini kullanip seni farketmelerini saglamak fakat karari onlara birakmak. 2- Birileri sayesinde karsi tarafa soz hakki birakmaksizin hayir diyemeyecekleri kisi tarafindan bir yerlere getirilmek. Birinciyi hos gorsem de bir yere kadar, ikinci durumu yasayan ve yasatanlaradir aslinda nefretim. Kisisel olarak muzdarip oldugum bir sey yok. Kesinlikle kendin bir yerlere gelemedin, torpilin yok, o yuzden boyle konusuyorsun diye dusunulmesin. Baglantilari kuvvetli fakat kimsenin buyrugu altina girmek istemeyen biri oldugum gibi, kendi kendine ugrasip, digerlerinden farkli oldugumu gosterip bir yerlere hakederek, kendi emegimle girmek istemisimdir her zaman. Sonuna kadar bunu savunup, sonuna kadar ugrasip didinecegim. Bir gun gerek gorur muyum bilmiyorum, zaman ve sartlar neyi gosterecek hic bir fikrim yok fakat elimden geleni yapacagim kendi cabalarimla bir yerlere gelmek icin.

Yazının tamamını okuyun »

  • Share/Bookmark

Asker Ugurlamasi…

Ben ne kadar vedalardan kacsam da kaderim midir bilmem, kendim veda etmesem de hep bir veda halleri icinde buluyorum kendimi. Yasamak isteyecegim son sey oldugu gibi, gormek bile beni yeterince etkiliyor.

Gectigimiz haftalarda yaptigim bir otobus seyahatinde malesef bir vedaya denk geldim. Vedalarin belki de en kotusu, asker ugurlamasiydi. Daha once asker ugurlamasini sadece askere gidecek olan erkegi havada hoplatmak ve konvoylarla ugurlamak olarak sandigim icin kendimden utandim. Hatta gordugum kareler daha askeri yolcu etmeden  beni o kadar etkilemisti ki, ben sevgilimi gondermem arkadas! diye kendi kendime soylenmeye bile baslamistim…

Er kisi o kadar guclu gorunmek zorunda miydi bilmiyorum, fakat arkadaslari onu hoplatirken, annesinin, sevgilisinin ve yakinlarinin aglamasi onu hic mi etkilememisti diye dusunmustum ilk etapta. Erkekti, aglamaz miydi acaba? Gercekten bir erkek aglamamasi gerektigi icin mi aglamazdi o an? Cok sordum bu soruyu kendime. Baba desen yine ayni sekilde. Gururla ogluna bakiyor, gozlerinin ici guluyor gorunse de sanki cani aciyordu.

Otobustekiler merakli gozlerle disaridakileri, aglayanlari, askeri ve vedalasmayi seyrederken, aglayanlara uzulurken, kim dusundu ki askerin otobuse bindikten sonra yalniz kalacagini? Asil yalnizligin ona koyacagini? Ilk defa hayatimda o an aslinda geride kalan degil, giden icin her seyin daha zor oldugunu dusundum.  Aglayan gozleri geride birakmak, hep o ani hatirlamak… Bilmiyorum. Hic tanimadigim insanlarin beni bu kadar etkilemesi sanirim bir gun bunlari benim de yasayacagimi dusunup empati kurmamdan kaynakliydi. Dayanabilir miydim acaba? Ya da onlar dayanabiliyorlar mi? Her sey asker gidene kadar mi?

Yazının tamamını okuyun »

  • Share/Bookmark

“Türkiye`nin Gerçekleri” adli kitabi ariyorum

Evet, varsa boyle bir kitap hemen alip edinmek istiyorum. Yoksa da eger bir an once yazilmasini umuyorum. Neden mi?

Iki ayi askin bir suredir Turkiye`deyim. Bundan sonra da kalmaya niyetliyim kismetse. Sorun su ki, geldigimden beri attigim her adimda, girdigim her kurum ve kurulusta, sokakta, markette, insan ile olan iletisimlerimde, dusunce yapimda ya da yapilarinda, akraba, aile, arkadas ziyaretlerinde, her seyde ama HER SEYDE duydugum en temel soz, “BURASI TURKIYE”.

Nerede oldugumu, nerede yasadigimi ya da yasamaya niyetli oldugumu biliyorum. Dogumumdan itibaren yurt disinda yasamis bir insan da degilim ustelik. Tamam hayatimin onemli bir bolumunu yurt disinda gecirmis olabilirim fakat uzayda da degildim hani. Ucaga binsen buradan 3 bucuk saat uzaklikta bir mesafe.

Birileri sanki bana bir yalan soylemiste, gercegi baskalarindan ogreniyor gibi hissediyorum kendimi.

“TURKIYE`NIN GERCEKLERI”. Bunu her duydugumda irkilir oldum artik. Ben ulkenin gerceklerinin yalan, duzenbazlik, sahtekarlik, torpil, ayak kaydirma, kuralsizlik, duzensizlik, tembellik, saygisizlik oldugunun farkindayim. Abartmadim evet, geldigimden beri gercek diye nitelendirilen konular bunlar. Fakat duzenli, saygili, kurallari olan, ahlaki degerleri yuksek, torpil islemeyen, caliskan bir Avrupa ulkesinden gelmis olmam demek Turkiye`nin sozde gercekleriyle basa cikamayacagim anlamina gelmiyor. Tamam baslangicta zorlandigim, ya da unuttugum “Turkiye gercekleri” karsima cikmiyor degil, fakat bununla ovunulmemeli be. Zorlandigim zamanlarda, mantigimin kaldirmadigi konularda kehkeh diye gulunup “burasi Turkiye” denmemeli. Bu ovunulecek bir sey degil.

Ben de biliyorum, Turkiye`de halan, dayin ya da yukarida adamin varsa islerinin hallolacagini, ya da ben de biliyorum trafik kurallarinin olmadigini, ben de biliyorum insanlarin sira beklerken saygisizca onune gecip sansini denedigini, ben de biliyorum ahlaksizca insan haklarina tecavuz edildigini, ben de goruyorum pek muhterem devlet memurlarinin nasil mesai saatlerini gecirdiklerini, farkindayim engellilere cektirilen eziyetlerin, izliyorum insanlarin sira beklerken olduklerini, ya da ceplere indirilen paralari.  Ama bunlara sasiriyor olmam bilmedigimden degil, sadece insanlarin bunlari kabullenip sahiplenmesinden kaynakli.

Soruyorum, merak ediyorum. Var mi “Turkiye`nin Gercekleri” adinda bir kitap? Calisip, gerekirse sinava girip artik bu gereksiz muameleden kurtulayim. Yoksa tek tek not edip ben bir kitap yazacagim.

Kendimi gurbetci hissetmedigim gibi, bu ulkenin vatandasi olmasam bile Turk olmaktan, Turkiye`de olmaktan memnunum. Sizin coktan kabul ettiginiz sozde “gercekleri” degistirmek icin Turkiye`ye geldim. Insan gibi yasamayi hepinize ogretecegim.

Sevgilerle.

  • Share/Bookmark

Cagin en “tatli” hastaligi: alzheimer

Alzheimer hakkinda cok sey soylenir, yazilir. O kadar urkutur ki insani. Semptomlarindan tutun, ailede bu rahatsizligi olanlarin cektikleri cileleri anlatmalarina kadar o kadar ocu gibi bahsedilir ki… Halbuki hicte anlatildigi gibi degilmis bunu gordum dun. Elbette derslerde okudum, ogrendim ama hayatimda ilk kez bir alzheimeri olan biriyle tanistim. Hayatimda gordugum gorebilecegim belki de en seker amca. Tanismadan once alzheimer sebebiyle cok unutkan oldugu, tekrar tekrar ayni seyleri anlatip sorabilecegi soylenmisti. Zaten hastaligin icerigini bildigim icin tanimadan tanimis kadar olmustum. Guler yuzu, sicak davranislari, hos sohbeti derken saatin nasil gectigini anlamadim. Amca`nin esi de eski sosyetelerden, gozleri sonradan gormemesine ragmen bir o kadar bakimli, temiz, hunerli ve kendi isini kendi halleden cok tatli bir teyze. Oyle uyumlu bir ciftler ki, Edi ve Budu sanki. Atismalarini, muhabbetlerini seyretmek cok keyifli.

Yazının tamamını okuyun »

  • Share/Bookmark

Insan doğduk, “Avrupalıca” ölelim…

Bu aksam yine kotu bir haberle irkildik. Oysa daha bayramin sicak atmosferinden silkinip yarin once o meshur canavarin yollarda kac can aldiginin hesabini tutacak, bir onceki yilla kiyaslayacak, bir sonraki yil icin iyi dileklerde bulunacaktik. Amaaan canim, bu yil az kisi gitmis, seneye farki kapatiriz diyerek sehit haberlerine, patlayan bombalara biraz da olsa yer verip, havalarin soguduna isaret edip Van`da yasayan halka  ”sizi de unutmadik bea ama biz sicak yatagimizda uyumaya devam ediyoruz, naniiik” izlenimi verecektik. Onlar sanki bilmiyorlarmis gibi tum kisi sogukta cadirda gecireceklerini… Unutmamaksa amac, unutmadik iste. Ama o kadar.

Tam bu haberlerin bilincinde uyuyup sabah yeni bir gune baslayacakken, Van`dan yine bir sarsinti haberi aldik. Baslangicta diger irili ufakli sarsintilar gibi sanilip pek ciddiye alinmasa da, yikilan bir otelde gazetecilerin yogunlukta kaldigi soylentisinden sonra ozellikle haber kanallari ve Tv8 naklen yayinlarini yaptilar. Bu kanallarin disinda hic bir ulusal kanal alt yazi bile gecmedi. Hatta oyle ki, dizi ustune dizi bile gostermeye devam ettiler. Hayir hayir, deprem icin ozel dizi tekrarlariydi bunlar. Suan hala da yayindalar. Fakat isin kotu yani su, nasil ki sehit haberlerine alisip tepkisiz kalir olduk, deprem konusunda da ayni ruhsuzlugu yasamaya basladik. Ilkinde verdigimiz tepkileri sonraki sarsintilarda ve can kayiplarinda veremez olduk. Tipki bayram donusu giden canlari tek tek kurbanlik koyun gibi saydigimiz gibi, tipki sehit dusen askerlerimizi saydigimiz gibi, bu depremde de acaba kac kisi olecek hesabi tutmaya basladik. Duyduk, ogrendik, kanali kapadik. “aaa deprem mi olmus, kac bina cokmus?, yok canim o binadan sag cikmaz ama isallah cikar” turkulerini soylemeye basladik. Isin kotusu, bunu ben de yaptim…

Yazının tamamını okuyun »

  • Share/Bookmark

Yargi “kendi arzusuyla” kangren oldu…

Tam bir celiskiler ulkesidir Turkiye. Uzmezler uzer, Olmezler oldurur, Uresinler daha cok urensin ister vesaire vesaire…

Yasanan son olaysa insanin kanini donduran cinsten. Kisaca anlatmak gerekirse 13 yasindaki bir cocuk 26 kisiye satiliyor ve tecavuz ediliyor. Bunun uzerine yerel mahkeme “rizasiyla birlikte oldu” gerekcesini gostererek karar yargitaya gidiyor. Yargitaysa bu karari onayip “rizasiyla birlikte oldu” diyerek 26 kisiyi serbest birakiyor. Isin hukuki sureciyle veya yapilan aciklamalarla ilgilenmedigim icin yanlisim olabilir, zaten onemli olan kismi da bu cocuga “rizasiyla birlikte oldu” damgasini yapistiran “hukukcular”. Hangi hak, hangi hukuk boyle bir yakistirmayi 13 yasindaki cocuga kondurabilir merak ediyorum her seyden once.  Insan haklari sucudur bu hepsinden once.

Her seyden once 13 yas grubunu taniyalim. Her birey gibi 13 yasindaki bir cocugun da gelisiminde bazi gorevleri vardir. 13-18 yas arasi farkli gruplara ayrilsa da en onemlisi hic suphesiz 12-14 yas grubudur. Gelisim gorevleri arasinda yasitlariyla iletisim kurabilme, kendi bedenini tanima, anne ve babadan duygusal bagimsizligi gerceklestirebilme ise en onemli gelisim gorevleridir.

Yazının tamamını okuyun »

  • Share/Bookmark

Afet sonrasi psikolojisi

Son gunlerde Turkiye adeta bir felaketler ulkesi haline geldi. Uzerindeki teror karabulutundan kurtulamamisken Van`da gerceklesen deprem bu acilara adeta tuz biber ekti. Sehitlerin acisi dinmeden depreme kurban verilen canlar, yasam mucadelesi verenler ve kurtulup sifa bekleyenler.. Oysa o bir hafta ne kadar da cabuk gecerdi normal sartlarda. Simdiyse sanki aylarca bu felaketlerle cebellesiyormusuz gibi hissediyorum.

Reuters`ta cikan bir fotograf degil Turkiye`yi, dunyayi sarsmaya yetti de artti. Bu durumun hassasiyetini uzerinde hissetmeyenler, aciyi yasamayan, paylasmayanlar bile o fotograftan sonra vicdanlariyla yuzlesmislerdir bence. Evet, 13 yasindaki Yunus`un fotografindan bahsediyorum. Gocuk altinda yardim beklerken, omzunda cansiz bir beden elinin oldugu o fotograf ve urkek, korkak bakislar… Kim bilir, belki de deprem esnasinda koruyup kollamak, sarip sarmalamak istedi o el. Fakat kendisi kurtulamadi, kucuk Yunus`un belki de hayata tutunmasina sebep oldu. Insan yutkunmadan edemiyor.

Gerek sosyal medya, gerekse gorsel medya uzerinden yapilan yardimlari, gelismeleri takip ediyorum ben de her vatandas gibi. Haber kanallarinda kisitli gorunen haberleri, yardimlari ve ihtiyaclari, sosyal medya uzerinden daha yogun takip etmek mumkun. Celiskiler hat safhada. Televizyon kanallarinin yasananlarin uzerini ortme cabasi, ihtiyaclarin giderildigine dair haberler acaba basbakanin “ricasindan” dolayi midir, yoksa isin raconu mudur bilmiyorum fakat sosyal medya uzerinden yapilan dayanismayi, yardimlari gordukce ulkem insaniyla bir kez daha gurur duyuyorum. Tabiyki gereksiz sesler de cikmiyor degil fakat halkimiz bunlari susturmasini biliyor ne mutlu ki dil, din, irk ayirt etmeksizin tek yurek kavrami yasam buluyor. Allah hala icinde iyi niyet besleyen, dualarini esirgemeyen, yardim eden, etmek isteyip gucu olmayan, kisacasi “insanligini” yitirmemis herkesin gonlune gore versin. Iyi ki varlar…

Yazının tamamını okuyun »

  • Share/Bookmark

Vatan degil, canimiz SAG olsun

Yazip yazmamakta cok tereddut ettigim bir yaziyi hangi giris cumlesiyle susleyecegimi bilmiyorum. Cunku ne yazacaklarim suslu, ne de hissettiklerim. Huznu nerede olsa tanirim, kokusunu duyar, ruhuma islerim. Melodisi kulaklarima, ruhu icime isler adeta. “Tanju Duru- Huzn” de oyle bir muziktir ki, boyle anlari en guzel anlatir belki de.

Gece yine ben bu muzigi dinleyip uykuya dalarken kaybettik sayisini soylemeye ne dilimin ne de elimin varmadigi cani. Ne yazacaklarimla acitasyon yapmaya niyetim var, ne de kliselesmis sozler dosemeye. Populist yaklasimci olmak yerine sadece hislerimi paylasmak derdim. Uzgunum. Hissettigim bu. Ama o kadar. Cunku canim o canlarin yakinlari kadar yanmaz. Hepimiz uzuluruz, hepimiz lanetleriz, hepimiz bir seyler yapmak ister ama hic bir sey yapamayiz. Duydugumuz an ki hissettigimiz aci anliktir. En iyi ihtimalle ayni gun, en uzak ihtimalle ertesi gun yine normal yasantimizi idame ettirmeye devam ederiz. Hayatin kurali bu. Acimasiz ama yasam devam ettikce bunu surdurmek zorundayiz.

Cok sukur boylesi olmasa da, bir yakinin yasamini yitirmesi ne demektir cok iyi bilirim. Hassasiyetim daha cok bu yondendir benim olum haberlerini aldigimda. Yasadigim kadarini hissederim cunku. Yasamadigim acinin empatisini kurmaktan baska hissini anlayamam, anlamaya calisirim cogunlukla. Elimden gelen tek budur cunku.

Yazının tamamını okuyun »

  • Share/Bookmark

Kapanan bir mektup devri…

“Cok kiymetli arkadasim, nasilsin? beni soracak olursan senin yokluguna hala alisamadim. Sana uzun zamandir mektup yazamadigim icin ozur dilerim. Burada gunlerim yogun geciyor. Konularimiz iyice sikisti. Bir yandan okul, bir yandan dershane. Basimi kasiyacak vakit yok…”

Sene muhtemelen 1999… Yurt disina yerlestigim ilk donemler. O zamanlar simdiki gibi elimin altinda internet, ya da ucuz/rahat konusabilecegim bir sistem yok. Ben de simdiki neslin burun kivirdigi, cag disi gordugu, o zamanlarinsa en populer iletisim araci olan mektubu kullaniyorum arkadaslarimdan haber alabilmek icin. Aslinda mektup cocuklugumda hayatima giren bir arac. Babam yurt disinda yasadigi icin cocuklugumdan itibaren her bos vaktimde ya mektup yazar, ya da kart atardim. Yazmanin, bana gelen bir mektupla mutlu olmanin, tadina o zamanlar varmisim. Bunlari anlatmayacagim elbette…

Yazının tamamını okuyun »

  • Share/Bookmark

Bir mezunun cirpinislari…

Ben hic boyle hayal etmemistim seni. Ben hic seni sevmeyecegimi dusunmemistim. Mezundum, her sey artik daha guzel, daha eglenceli olmayacak miydi? Hani dizileri rahat izleyecektim, aklimin bi ucunda “raporu yazip kurtulsam” dusuncesi olmadan… Hani sabah erken uyanacak olmanin telasi olmayacakti, sabahlara kadar oturup aksamlara kadar yatacaktim?

Evet, ben mezun olmayi hic boyle hayal etmemistim…

Mezun olali 3 hafta olacak neredeyse. Daha ilk gunden “e simdi?” sorusu belirmisti kafamda. Ama hep bir sure dinlenirsem iyi gelir, uzerimdeki stresi atarim en azindan, kafa dinlerim diye de dusunuyordum. Farkettim ki okul bittiginden beri daha cok strese girmisim, bu bosluk beni daha cok strese sokmus. Keyif almaz olmusum her seyden farkinda olmadan. Eskiden sabah isim olsa bile sabaha kadar oturmak keyif verirken, artik aksam saatler 22.00 gosterdiginde ben uyku haline geciyorum. Eskiden internette gezinmekten, muzik dinlemekten hoslanirken simdi ne laptop aciyorum, acmak istiyorum ne de vakit harcamak. Eskiden televizyon izlerken,bundan hoslanirken artik ne televizyon seyretmekten zevk aliyorum ne de buna vakit ayiriyorum.

Yazının tamamını okuyun »

  • Share/Bookmark