Benden Kategorisi Arşivi

Prensiplerinden odun vermek ve torpil gercegi

Beni bilen bilir. Her ortamda, birilerinin kirilacagini bile umursamadan torpille bir yerlere gelen , isini hallettiren kisileri acimasizca elestirir, bu konuda kimsenin savunmasini bile dinlemem. “Turkiye`nin gercegi” palavrasini bile. Benim icin bir insan bir seyleri basarmak istiyorsa emegiyle bunu yapmali, onune cikan gucluklerle bas edip, istedigi seyi elde edebilmeli. Zaten bu zorlu surecte cektigi sikintilar kisiyi guclendiriyor, ne kadar cok istedigini sinatiyor.

Gerek karakter olarak, gerekse bugune kadar kimsenin buyrugu altina girmedigim icin birilerinin omzu altinda bir seyleri “basarma” durumunu yasamadim hic. Ki bana gore bu basaridan cok basarisizlik ornegidir. Kendin basaramadigin icin, o yetiye, o kabiliyete sahip olmadigin icin basarisizsindir. Ve bence omur boyu evin kahyasi gibi seni o yere getiren kisinin buyrugu altinda kalacak, mutsuzluk cekeceksindir. Haketmissindir de.

Bu durumda iki seyi ayirt etmek lazim. 1- Baglantilarini kullanip seni farketmelerini saglamak fakat karari onlara birakmak. 2- Birileri sayesinde karsi tarafa soz hakki birakmaksizin hayir diyemeyecekleri kisi tarafindan bir yerlere getirilmek. Birinciyi hos gorsem de bir yere kadar, ikinci durumu yasayan ve yasatanlaradir aslinda nefretim. Kisisel olarak muzdarip oldugum bir sey yok. Kesinlikle kendin bir yerlere gelemedin, torpilin yok, o yuzden boyle konusuyorsun diye dusunulmesin. Baglantilari kuvvetli fakat kimsenin buyrugu altina girmek istemeyen biri oldugum gibi, kendi kendine ugrasip, digerlerinden farkli oldugumu gosterip bir yerlere hakederek, kendi emegimle girmek istemisimdir her zaman. Sonuna kadar bunu savunup, sonuna kadar ugrasip didinecegim. Bir gun gerek gorur muyum bilmiyorum, zaman ve sartlar neyi gosterecek hic bir fikrim yok fakat elimden geleni yapacagim kendi cabalarimla bir yerlere gelmek icin.

Yazının tamamını okuyun »

  • Share/Bookmark

Imdat! Beni biraz ALES sancisi tuttu…

Turkiye`de neredeyse 4. ayimi devirecegim. Denkliktir, okul arastirmalaridir,  abidik sinir bozucu prosedurlerdir derken vakit nasil gecti anlamadim. Pazar gecesi adeta pazartesiye degil de cumaya bagliyor. Zamandan beklentimin oldugu zamanlarda bu kadar cabuk gecmesini anlamlandiramiyorum. Evrene gonderdigim gereksiz bir mesaj sanki. Bence zaman durabilir. Ya da aksin da su aptal belirsizlik donemini cabuk atlatayim.

Neyse efendim, ALES`tir su ara tek derdim. Turlu turlu soylentiler var, her bir agizdan farkli bir bilgi ciksa da, tek bildigimin yuksek lisansa basvurabilmem icin on sartlardan birinin ALES oldugu. Hani ben “alamanciyim” ya, aptal “gurbetciyim” ya, bilmedigim isler bunlar benim. Web sitelerinde yazilan prosedurler yaniltici olabiliyormus, her okuduguma inanmamaliymisim. Turkiye`de isler bu yonde ilerlemezmis. Onceki yazdigim yazidaki gibi, bu da aptal “Turkiye gercekleri” bidibidisi… Bu yuzden kimseyle inatlasmiyorum artik. Okudugumu da soylemiyorum, her soylenene tamamdir oyle yaparim, tamamdir sen haklisin, tamamdir bir bildigin vardir gibi cumlelerle gecistiriyorum. Ne yapayim, onlar daha iyi bilirler, “Turkiye`liler”…

Yazının tamamını okuyun »

  • Share/Bookmark

“Türkiye`nin Gerçekleri” adli kitabi ariyorum

Evet, varsa boyle bir kitap hemen alip edinmek istiyorum. Yoksa da eger bir an once yazilmasini umuyorum. Neden mi?

Iki ayi askin bir suredir Turkiye`deyim. Bundan sonra da kalmaya niyetliyim kismetse. Sorun su ki, geldigimden beri attigim her adimda, girdigim her kurum ve kurulusta, sokakta, markette, insan ile olan iletisimlerimde, dusunce yapimda ya da yapilarinda, akraba, aile, arkadas ziyaretlerinde, her seyde ama HER SEYDE duydugum en temel soz, “BURASI TURKIYE”.

Nerede oldugumu, nerede yasadigimi ya da yasamaya niyetli oldugumu biliyorum. Dogumumdan itibaren yurt disinda yasamis bir insan da degilim ustelik. Tamam hayatimin onemli bir bolumunu yurt disinda gecirmis olabilirim fakat uzayda da degildim hani. Ucaga binsen buradan 3 bucuk saat uzaklikta bir mesafe.

Birileri sanki bana bir yalan soylemiste, gercegi baskalarindan ogreniyor gibi hissediyorum kendimi.

“TURKIYE`NIN GERCEKLERI”. Bunu her duydugumda irkilir oldum artik. Ben ulkenin gerceklerinin yalan, duzenbazlik, sahtekarlik, torpil, ayak kaydirma, kuralsizlik, duzensizlik, tembellik, saygisizlik oldugunun farkindayim. Abartmadim evet, geldigimden beri gercek diye nitelendirilen konular bunlar. Fakat duzenli, saygili, kurallari olan, ahlaki degerleri yuksek, torpil islemeyen, caliskan bir Avrupa ulkesinden gelmis olmam demek Turkiye`nin sozde gercekleriyle basa cikamayacagim anlamina gelmiyor. Tamam baslangicta zorlandigim, ya da unuttugum “Turkiye gercekleri” karsima cikmiyor degil, fakat bununla ovunulmemeli be. Zorlandigim zamanlarda, mantigimin kaldirmadigi konularda kehkeh diye gulunup “burasi Turkiye” denmemeli. Bu ovunulecek bir sey degil.

Ben de biliyorum, Turkiye`de halan, dayin ya da yukarida adamin varsa islerinin hallolacagini, ya da ben de biliyorum trafik kurallarinin olmadigini, ben de biliyorum insanlarin sira beklerken saygisizca onune gecip sansini denedigini, ben de biliyorum ahlaksizca insan haklarina tecavuz edildigini, ben de goruyorum pek muhterem devlet memurlarinin nasil mesai saatlerini gecirdiklerini, farkindayim engellilere cektirilen eziyetlerin, izliyorum insanlarin sira beklerken olduklerini, ya da ceplere indirilen paralari.  Ama bunlara sasiriyor olmam bilmedigimden degil, sadece insanlarin bunlari kabullenip sahiplenmesinden kaynakli.

Soruyorum, merak ediyorum. Var mi “Turkiye`nin Gercekleri” adinda bir kitap? Calisip, gerekirse sinava girip artik bu gereksiz muameleden kurtulayim. Yoksa tek tek not edip ben bir kitap yazacagim.

Kendimi gurbetci hissetmedigim gibi, bu ulkenin vatandasi olmasam bile Turk olmaktan, Turkiye`de olmaktan memnunum. Sizin coktan kabul ettiginiz sozde “gercekleri” degistirmek icin Turkiye`ye geldim. Insan gibi yasamayi hepinize ogretecegim.

Sevgilerle.

  • Share/Bookmark

Yeni bir sayfa, krizler donemi ve sonunda Turkiye

Yaklasik son 3-4 haftadir yasadigim yogunluk ve yorgunluktan oturu sanirim en dogru zamanda sonunda yazabilecegim her seyi. Uzun zaman once yazmistim, artik Turkiye`ye gitme zamaninin geldigini ve bunun icin atlatmam gereken badireleri. Yazinin ne kadar uzunlukta olacagini kestiremedigimden,elimin de ayarinin olmadigindan dolayi kisa kisa notlarla anlatmaya calisacagim.

Yeminli tercuman krizi: Turkiye`de ogrenimime devam etmek istedigimi daha once anlatmistim. Bunun icin de atmam gereken ilk adim diplomami Turkce`ye cevirtmek olmaliydi. Neredeyse bir ayimi bu krizle gecirdim diyebilirim. Kimlere mail gonderdim, kimleri aradim hesabini tutamadim. Ya ucuk fiyatlar bictiler, ya da bulduklarimi internette arastirdigimda arkadas bulma sitelerine uye olan benim tabirimle “sapik” kisilerle karsilastim. Elbette boylesine guvenip tercumemi yaptiramazdim. Sonunda annem imdadima yetiserek en dogru adresi buldu. Isin tek kasici tarafi tercumelerdeki memnuniyetsizlik ve kac kez bunu degistirme talebimdi. Turkce`ye benim kadar hakim olmayan birinin Turkce ceviri yapmasi canimi siksa da, baska carem olmadigini dusunerek tercumemi yaptirdim. Isin tercume boyutundan sonra konsoloslukta onaylatma kismi vardi. Meger tercumeyi yaptirmakla is bitmiyormus, bir de bunu notere onaylattirmak gerekiyormus. Bu da demek oluyor ki cifter para soygunu. Ne yapacagim, tabiyki elim mahkum, yaptiracagim. Gelelim konsolosluk badiresine…

Konsolosluk cilesi: Benim sanssizligim bedelli aciklanmasiyla ayni donemde konsolosluga gidecek olmakti. Yurt disinda yasayan Turkler yeni bedelli yasasindan “faydalanmamak” icin eski yasadan faydalanmak adina konsolosluk onunde kuyruga girmis, geceden kapi onunde yatar olmuslar. Elim mahkum, Turkiye`ye gitmeden yaptirmak zorundayim ve bir haftam var. Tabiyki gitmek zorunda kaldim ve o yogunluga sahit oldum. Neyse ki askerlik isimin olmadigina inandirarak oncelik sahibi oldum. Fakat sunu da gordum ki, bizim milletimiz sira kulturunden yoksun. Numara cekmesine ragmen guya en zeki o gibi baskasinin onune geciyor, uyardiginizdaysa sanki hatayi siz islemiscesine sinirli surat ifadesiyle geri cekiliyor. Bunun yaninda Turk memurunun yavasligi gozlerden kacmadigi gibi “ben robot muyum, bekle” gibi azarlamalari da ihmal etmiyor. Neyse ki konsolosluk isimi bekledigimden daha hizli hallederek stresten cektigim mide agrilarimin yersiz oldugunu anladim. Haa unutmadan, sadece on sayfaya tek muhur vurdugu halde sayfa basina aldigi yuklu parayi da unutmamak lazim noterin. O gun dedim ki kendi kendime, sen yanlis yoldasin. Gel bi noter ol, tek muhurle omur boyu yasarsin. Bi gun kismet olur da cocugum olursa ben yapamadim ama sen bari noter ol diye tum baskimi uzerinde kullanacagim. Ailemin yapmadigini ben cocuguma yapacagim evet.

Konsolosluk iskencemi de atlattiktan sonra, yasadiklarimin belki de en dokunani veda krizi oldu.

Yazının tamamını okuyun »

  • Share/Bookmark

Kapanan bir mektup devri…

“Cok kiymetli arkadasim, nasilsin? beni soracak olursan senin yokluguna hala alisamadim. Sana uzun zamandir mektup yazamadigim icin ozur dilerim. Burada gunlerim yogun geciyor. Konularimiz iyice sikisti. Bir yandan okul, bir yandan dershane. Basimi kasiyacak vakit yok…”

Sene muhtemelen 1999… Yurt disina yerlestigim ilk donemler. O zamanlar simdiki gibi elimin altinda internet, ya da ucuz/rahat konusabilecegim bir sistem yok. Ben de simdiki neslin burun kivirdigi, cag disi gordugu, o zamanlarinsa en populer iletisim araci olan mektubu kullaniyorum arkadaslarimdan haber alabilmek icin. Aslinda mektup cocuklugumda hayatima giren bir arac. Babam yurt disinda yasadigi icin cocuklugumdan itibaren her bos vaktimde ya mektup yazar, ya da kart atardim. Yazmanin, bana gelen bir mektupla mutlu olmanin, tadina o zamanlar varmisim. Bunlari anlatmayacagim elbette…

Yazının tamamını okuyun »

  • Share/Bookmark

Bir mezunun cirpinislari…

Ben hic boyle hayal etmemistim seni. Ben hic seni sevmeyecegimi dusunmemistim. Mezundum, her sey artik daha guzel, daha eglenceli olmayacak miydi? Hani dizileri rahat izleyecektim, aklimin bi ucunda “raporu yazip kurtulsam” dusuncesi olmadan… Hani sabah erken uyanacak olmanin telasi olmayacakti, sabahlara kadar oturup aksamlara kadar yatacaktim?

Evet, ben mezun olmayi hic boyle hayal etmemistim…

Mezun olali 3 hafta olacak neredeyse. Daha ilk gunden “e simdi?” sorusu belirmisti kafamda. Ama hep bir sure dinlenirsem iyi gelir, uzerimdeki stresi atarim en azindan, kafa dinlerim diye de dusunuyordum. Farkettim ki okul bittiginden beri daha cok strese girmisim, bu bosluk beni daha cok strese sokmus. Keyif almaz olmusum her seyden farkinda olmadan. Eskiden sabah isim olsa bile sabaha kadar oturmak keyif verirken, artik aksam saatler 22.00 gosterdiginde ben uyku haline geciyorum. Eskiden internette gezinmekten, muzik dinlemekten hoslanirken simdi ne laptop aciyorum, acmak istiyorum ne de vakit harcamak. Eskiden televizyon izlerken,bundan hoslanirken artik ne televizyon seyretmekten zevk aliyorum ne de buna vakit ayiriyorum.

Yazının tamamını okuyun »

  • Share/Bookmark

MEZUN oldum!

Evet evet evet! Artik ben de mezunum. Sonunda  tezimden kurtulup, savunmami da yapip okulu bitirebildim. Ne kadar saka gibi gelse de. Eger ki danismanim konusma sonunda “diploma toreninde gorusuruz” dememis olsaydi hala inanmiyor olacaktim mezun olduguma. Gercekten saka gibi.

Ne mi hissediyorum, hic bir sey sanirim. Ya da cok sey. Karisik. Aslinda sevinemiyorum bile sanirim. Seviniyorum ama sevinemiyorum da. Biliyorum, karisik geldi, anlatamiyorum hislerimi. Sorun su ki, beni benim kadar okumayi seven biri anlar. Hayatim boyunca okula gidiyormusum gibi hissediyordum kendimi, bitecegine hic inanmadigim bir seruven gibiydi. Bir yil bitti, sonraki yil devami oldu. 1-2-3-4 derken filmin ne kadar hizli sonuna geldigini kavrayamamisim bile. Artik “ogrenci” statusunde olmamak mutsuz, ama bundan sonraki ideallerim, hayallerim icin mutluyum. Yine de saka gibi.

Yazının tamamını okuyun »

  • Share/Bookmark

Fenalardayim..

Uzun zaman oldu yazmayali. Yazacaklarimin olmamasindan ziyade, yazmak istemedigim icindi. Kendimi, yasantimi yenilemeden de bir seyler yazmak istemedim acikcasi. Peki neden simdi sorusunaysa basligim aciklama getiriyordur heralde.

Fenalardayim, hem de cok. Kendimi cok kotu hissediyorum. Kendimi cok kotu hissettiriyorlar. Anlasilmiyorum, anlamiyorlar da. “ilgileniyorlar” ama kendimi nasil hissettigimi hic soran yok. Sormasinlar varsin, herkese cevabim: “iyiyim ben”.  Bilenler bilir, tezimin ilk hali onaylanmadi, yine daha once yazdigim gibi, biraz benim hatalarim fazlasiyla da tez danismanimdan kaynakli. Bu konuyu da acmak istemiyorum hic. Allah`indan bulacaktir elbette.. Neyse ki tezimi bir hafta sonra yenilenmis haliyle teslim edecegim. Ama baska dertlerim var bu sefer.

Yazının tamamını okuyun »

  • Share/Bookmark

Doguma taniklik etmek…

Yazmakta gec kalmis olmama ragmen gecte olsa kendimi yazmak zorunda hissettigim bir yazi bu aslinda. Uzun zamandir yogunlugumdan dolayi yazamamamin ardindan belki de iyi gelecek bana.

Yaklasik 2 hafta once bir telefonla irkildim. Aylardir bekledigimiz nazli kizimizin dunyaya gelme vakti gelip catmisti. Aslinda duygusal bir insan olmama ragmen teyzem hic olmadigi icin teyzelik nedir bilmememden dolayi bir turlu o ruh haline burunemedim. Ikinci yegenim olacak olmasina ragmen ilkinde oldugu gibi ikincisinde de heyecanim yoktu. Tek istedigim saglikla dunyaya gelmesi, ablama bir sey olmamasiydi. Annemle yaptigim kulis sonucu benim hastaneye gitmemin daha uygun olacagi karari alindi. Ablamla pesin pazarlik yapmama ragmen kendimi nasil olduysa dogumda buldum. Dogum odasi dedikleri sey de normal hastane odasi. Hatta hastane odasindan cok evin salonu gibi dosenmis, siradan bir oda. Oysa benim televizyonlardan gordugum ve olmasini bekledigim sey etrafta yesil onlukluler, tepede patlayan spotlar ve ameliyathaneyi andiran bir oda. Neyse ki boyle degilmis, rahatladim.

Normalde dogum esnasinda bir kadin nasil olur bilmiyorum ama sanci cektigini tahmin ediyorum. Fakat ablamin sanci durumu garipti. Sanci cekmiyordu cunku. Cenesine vurmustu. Agzi hic susmuyor, surekli konusuyordu. Hatta oyle ki onu goren insan degil dogurmak, bunun heralde bi kac ayi daha var derdi. Sadece konusuyor, ama cok konusuyordu… Hatta oyle ki, dogumda da konusmami istiyordu.

Yazının tamamını okuyun »

  • Share/Bookmark

Sonlara yaklastikca artan gerilim

Bu aralar sanirim en fazla yazdigim, bundan sonra da en cok yazacagim konu okulum ve son durumlarim olacak heralde. Malum, daha once sikca bahsettigim gibi sona yaklastim, yaklastikca geriliyor, gerildikce donup kaliyorum. Bu benden cok okuldaki soludugum havadan kaynakli sanirim. Okula gittigim gunlerde okula isinmak yerine okuldaki atmosferden sogudugumu hissediyorum. Hocalar da farkinda bu durumun. Son sinifin son yarim donemi hep boyle bir inis olur, herkeste bir bezginlik bitkinlik yasanirmis. Ki nitekim durum oyle.

Insanlarla muhabbet etmeye korkar oldum. Herkesin hissetigi sey ayni. Herkes kendisini kotu hissedip, bitirebilecek miyim acaba, nasil yetistirecegim, nasil olacak her sey modunda dolasiyor. Tek muhabbet var, o da mezuniyet. Kimi zaten isine gidip geliyor, okul bitirmekte zorlaniyor, ogrenecegim kadar ogrendim artik calismak istiyorum diyor. Kimiyse henuz ne yapacagini bilmedigi icin bu gerginligini ikiye katliyor. Buyuk bir kisimin alttan dersi var, hic bir seyi dert etmeyip zamana yaymayi en koklu cozum olarak goruyorlar. Bazisi da okul bitince en az bir yil ara verip kendime vakit ayiracagim, gezip tozacagim, baska ulkeleri seyahat edecegim kafasinda. Cogu derse isten geliyor, kimiyse dersten sonra ise gidiyor. Herkes bos buldugu an kendini kutuphaneye atiyor ki ne kadar yaparsam kardir mantiginda. Haklilar da aslinda.

Yazının tamamını okuyun »

  • Share/Bookmark