Eyl, 2010 Arşivi

Negatif Ayrimcilik

“Din, dil, irk farketmez, hepimiz kardesiz” nagralari atmayacagim bir yazi olacak. Temelinde bu yatsa da, bu kadar toz pembe olmadiginin farkindayim. Uzatmadan konuya geciyorum.

Ust katimizda bir genc cift yasiyor. Hatun Hollandali, sevgilisiyse Israil asilli Amerikali. Israil asilli diyorum fakat ben de bunu yeni ogrendim. Tiyatroyla ilgilenmesem de duyumlarima gore  ikisi de gerek yurt ici, gerekse yurt disinda taninmis tiyatrocular. Beklenmedik sekilde insancil, ilk gunden anahtar verebilecek kadar guven dolular. Neyse… Gecenlerde Turkiye`den getirdigim hediyeleri vermek icin evlerine gittim, oturup uzun uzun muhabbet etme firsatimiz oldu. Sevgilisi o ara Amerika` da bir festivalde oyun oynadigi icin konu ondan acildi. Hollandali aksaniyla konusmadigi icin aslen nereli oldugunu sordugumda cekinerek Amerikali dedi. Ama… diyerek ekledi. Anne tarafindan Israilli oldugunu ama bunu korkuyla dillendiremedigini soyledi. Tepkilerden cekiniyormus, o yuzden Amerikali oldugunu soyluyormus sevgilisi. Duyunca mantiksizligi basimdan kaynar sular indi. Dusundum, ben Turk`um. Aslim da kokenim de Turk. Bir gun bunu gizlemek zorunda kalir miyim, ya da bu nasil bir his diye empati kurmaya calistim. Beceremedim. Bir insanin nereden geldigini, aslinin nereli oldugunu gizlemesi kadar korkunc bir his var mi? Ustelik bunu toplum baskisindan korktugu icin yapiyor ve kim  bilir kac kisi bu sekilde rahatsiz olup, kimligini gizlemek zorunda kaliyor…

Gectigimiz haftalarda Amsterdam Tarihi Yahudi Muzesine gittim ders icin. Dinlerle pek alakam oldugunu soyleyemem. Temel olarak cogu dinlerin ortak noktalari vardir. En buyuk ortakliksa hepimizin tek Allah`a inanmamiz. Onun disinda hosgoru, yardimseverlik gibi seyler zaten her dinin temelini olusturur. Onun icin gittigim muzelerde, ya da ibadet yerlerinde baktigim ilk sey ortak noktalardir. Neyse… Tarihle pek alakasi olmayan bir insan olarak, gecmiste yahudilerin hangi konumda oldugunu daha net bir sekilde gordum. Suan Filistin nasilsa, Israil` de gecmiste bir Filistinmis aslinda. Onlari ozgurce kabul eden tek sehir de Amsterdam`mis. Bir cok haklarini burada ellerine almislar. Anlamadigim sey suydu aslinda. Bir insan kendi yasadigi acilari, ayni sebeplerle baskasina nasil yasatir ki? Aklim almiyor, dusunmekte istemiyorum acikcasi.

Yazının tamamını okuyun »

  • Share/Bookmark

Hicbir zaman

…hislerimi saklamayi beceremedim. Beceremedigim gibi yalan bile soyleyemedim. Soylediklerimse inandirici olmadi hic.

Hicbir zaman, beklentilerimi alamadim, aldiklarimla yetinemedim. Hep fazlasini istedigim gibi, ne istedigimi bile bilemedim.

Hicbir zaman, “ben” demedim. ” ben” diyenlerdense hep nefret ettim.

Hicbir zaman, zorluklardan kacmadim. Kacanlaraysa yuzumu cevirip bakmadim.

Hicbir zaman, dostumu satmadim. Satacak insanla hic dost olmadim.

Hicbir zaman, baskalarina imrenmedim. Sahip olduklarimin degerini bilip, olamadiklarimi kendime yol belledim.

Hicbir zaman, hedefsiz olmadim. Nefes alisima bile bir anlam, bir amac yukledim.

Hicbir zaman, gucsuz olmadim. Ama bazen tokezledigim oldu, yine de ayaga kalkmayi bildim.

Hicbir zaman, gurur yapmadim. Hatam varsa ozur dilemeyi bildim, hatalilarsa affetmeyi.

Hicbir zaman, umutsuzluga kapilmadim. Inanirsan olacagini dusundup, yasadiklarimdan ders cikardim.

Yazının tamamını okuyun »

  • Share/Bookmark

Kücük Aptalin Büyük Dünyasi

Hersey aslinda sevgilimin kitapligindan kitap “çalma” egilimimden sonra basladi. Tek tek kitaplari inceleyip, ilgi alanima gore ayirirken, aralarinda Pucca`nin kitabini da gordum. 

Friendfeedte girdigi feedleri takip ediyor fakat blogunu ziyaret etmiyordum. Uzaktan gorunen Pucca “yatak odasini bloguna tasiyan ve fazla ozele giren” bir bloggerdi. Bazi seylerin ozelde kalmasindan yana oldugum icin blogunu ziyaret etme güdüm ve merakim olmamisti. Ta ki kitap cikana ve merak edene kadar. Kitabin cikacagi donemi yakindan takip edip, ciktiktan sonra yorumlari okuma firsatim oldu gerek bazi bloglarda, gerekse friendfeedte. Fakat yurt disinda bulunmamdan dolayi kitabi alabilme sansimi dusuk gormustum. En kotu ihtimal Turkiye ziyaretimde alacaktim. Alacaktim diyorum fakat ben bu kitabin raflarin en kuytu koselerinde yer alacagini dusunup, bulabilecegime ihtimal bile vermiyordum. Icerik olarak suphem veya onyargim oldugundan degil elbette. Sadece Turkiye`de kitap basmanin, hele ki ilk kitabin yayinlanmasinin bu kadar kolay olacagini ya da bu kadar butce ayrilacagini dusunmedigimdi. Elbette ceken bilir, disi seni ici beni yakar. Neler yasandi, zorluklari oldu mu bilmedigim icin davulun sesini uzaktan dinliyorum. Neyse ki gerek Konya, gerekse Ankara`da  D&R da fazlaca yer ayrilmis sekilde Pucca`nin kitabina rastladim. Insan nasil diyeyim, bir arkadasini, bir yakinini gormus gibi oluyor. Tanimasan, hic bir muhabbetin olmasa bile, ayni ortami solumus olmandan dolayi ister istemez bir bag hissediyor, gorunce mutlu oluyorsun. Ben de bu hazzi yasadim ulkeyi terkedecegim son gunlerde Pucca`yi raflarda gorunce.

Yazının tamamını okuyun »

  • Share/Bookmark

Ne ‘evet’ ne de ‘hayir’, sadece YETER

Aylardir bir referandumdur gidiyor. Sokakta dagitilan brosurlerden yapilan anonslara, ev, arkadas ortamlarindan tutun sosyal medyaya, tum Turkiye bunu konusuyor, bunu tartisiyor. Elbette surec olmasi gerektigi gibi isliyor fakat artik ben bogulmaya basladim bu durumdan. Daha once yazdigim gibi oyumu ulkeyi terkederken kullandim. Benim icin o an oylama bitti ve geri sayim basladi. 12 eylule kadar insanlarin sabirsiz ve  tahammulsuz, kiskirtici hallerini izlemek baslangicta eglenceli olsa da, artik tat vermiyor.Hayir dedigim icin ne evet diyenlere kufrediyorum, evet dedikleri icin ne de onlarla muhabbetimi kesiyorum. Ya da ayni sekilde hayir dedigim icin ne de evet diyen arkadaslarim benden uzaklasiyor. Ulkeyi ilgilendiren bir konuda verecekleri karara saygi duymasam da, belden asagi vurmuyorum olayi.

Neymis, Sezen Aksu evet diyecekmis, neymis bilmemne tiyatrocu, siyasetci, futbolcu da evet diyecekmis. Desin? Cocuklugumda sir gibi saklanirdi bu tur konularda oylar, babam bize soylemezdi kime oy verecegini. Artik gunumuzde oylar kapali degil, acik kullanilirken, halki etkilemek adina unlulerin fikirlerini aciklamalarini dogru bulmuyorum. Boy boy gazetelerde neden evet veya hayir dediklerini okumak istemiyorum. Onlarin da birer oy hakki var, benim de. Aciklamanin anlami ne?

Sosyal medyada referandum sureci de beni internet aliskanligimdan soguttu. Evetciler, hayircilara karsi, hayircilar evetcilere karsi. Bir sidik savasidir gidiyor. Bakalim hangisi daha uzaga iseyecek diye izliyorum ben de uzaktan. Kimileri protesto ediyor, kimileri videolar cekip paylasiyor, kimileri siirler yaziyor, kimileri resimler paylasiyor, kimileri ” ahahah oncekinde nasil da koduk” modunda dolasiyor derken, insanlar kendilerine yeni bir eglence bulmus. Eglence kismi tamam da, bazi durumlarda birbirlerini kirdiklarinin bile farkinda degiller. Gerci umurlarinda mi onu da bilmiyorum.

Yazının tamamını okuyun »

  • Share/Bookmark

Tatil biter, ruyadan uyanilir

Doneli 5 gun oldu, artik kendime gelmem gerekirken ben hala tatil ruhundan cikamadim. Cikmak isteyen kim gerci… Yaptiklarimi tek tek anlatmayacagim ama genel olarak ozetleyecegim. Bu yazidan sonra da artik onume bakip, bir daha tatilden bahsetmeyecegim.

Giderken tereddutlerim vardi, anlatmistim. Ailemi burada birakip, yalniz gitmek icime sinmiyordu, fakat burada da kalacak durumda degildim. Hem uzerimdeki staj yorgunlugunu ve stresini atmak, hem de benim icin en onemlisi sevgilim icin gitmek istiyordum, ozlemistim. Gittikten sonra uzerimdeki tedirginligi atmistim. Ailemle her gun telefonda konusuyor, yanlarinda hissettiriyordum kendimi onlara. Hatta annem bu durumdan sIkIlmIs olacak ki, madem her gun arayacaksin, neden gittin bile dedi. Rahatlamistim. Neyse ki abim ve ablami ziyaret etmek beni fazlasiyla mutlu etti. Ankara`nin soguk insanini yakindan gorme firsati yakaladim. Bir turlu isinamadim, sevmedigim kadar varmis. Neyse ki kisa sureli Ankara sendromundan sonra Konya` ya gidebildim. Es, dost, akraba derken, gormedigim bir cok kisiyi gordum. Geceleri korktum, evde yalniz kalamadim, agladigim da oldu fakat bu duruma da alistim. Konya` yi memleket, es, dost olmasi disinda sevmedigimi bir kez daha anladim. En azindan kesinlikle orada yasayamayacagimi bir kez daha teyit etmis oldum kendime. Planlar yaptim, arastirmalar yaptim orada. Arkadaslarimi gordum, beraber vakit gecirip kafa dagittim. Hani Konya yobaz, hani Konya` da kizlar disari cikamaz ya o onyargili Konya` yi hic gormemis kafalarda, iste ben Konya` da gunduzleri degil, sadece aksamlari disari ciktim. Sevmesem de hakkini yemeyeyim. Bir yildir dondurma diye kivrandigim, en sevdigim dondurmacidan doyasiya dondurma yedim.

Sonra Istanbul` a kactim. O bekledigim gun, o bekledigim an. Her hafta bir sonraki hafta yaninda olmayi dusundum, her hafta bir sonraki haftaya sarkti. Tam hayal kirikligina ugramisken, tam ” ama az goreceeeem” diye mizmizlanirken, sonunda biletimi aldim ve kapiyi bacayi kilitleyip evimden ciktim. Ne o gece uyuyabildim, ne de yolu bitirebildim. Bir onceki sene ile ayni seyi yasayip, yine otobuse gec kaliyordum, yine ayni sekilde kostum, yine ayakkabimin uzerine bastim kosarken, yine bir onceki sene gibi heyecanliydim. Her sey o kadar ayniydi ki, ilk gunku gibi…

Yazının tamamını okuyun »

  • Share/Bookmark