Nis, 2010 Arşivi

MEB`nin serbest kiyafet uygulamasi

Yillardir donem donem soylentiler cikar, isteklerde bulunulur fakat hic bir zaman uzerine detaylica konusulmaz. Ogrencilerin cogu uniformalardan bikmiscasina serbestlesmesini dilerken, aileler kara kara dusunup, bunun hayallerde kalmasini isterler. Sanirim ilk defa bu konu Milli Egitim Bakanligi tarafindan da ciddiye alinip, tekrar gundeme getirildi. Milli Egitim Bakanligi, resmi sitesine bir anket koydu. (Anket icin:http://basvurular.meb.gov.tr/anket/tek/kullanicigiris.aspx ) Ayni kisilerin fazla oy kullanmalarini engellemek icin TC kimlik numarasini da sart kosmuslar oy verebilmek icin.  Anketten cikan sonuc nasil degerlendirilecek henuz aciklanmis degil fakat sonuc cogunlugun serbest olmasi yonunde oylamasiyla sonuclanirsa neler olur tahmin bile etmek istemiyorum. Kimine gore ozgurlukken, kimine gore ozgurlugu daraltan bir arac olacaktir artik giyilen kiyafetler.

Bakanlik boyle bir anket yapip, milleti gaza getirmeden once sunlari dusundu mu merak ediyorum.

1- Anket internet uzerinden yapildigi icin, internetle ilgisi olmayan insanlarin bu ankete ulasmasi nasil saglanacak? Kaldi ki bilgisayar kullanimi ne kadar yayginlasmis gibi gorunse de 3-5 buyuk sehir disinda bu kadar da yaygin kullanilmadigi kesin. Bu nedenle oy verenlerin cogunun maddi imkaninin yerinde oldugunu da dusunebiliriz.

2- Maddi imkanlar demisken, hani klasiktir hep soylenir ya “maddi durumu iyi olana dokunmaz. Her gun baska kiyafetlerle gelebilirler”, vs. Ne kadar buna maddesel bakinca hak versem de, bu cocuklarin psikolojilerine bakinca onlar icin de iyi olmayacagi kanisindayim. Giyinmeyi seven, imkani da olan biri dikkat ve ilgisini okul saatleri icerisinde derslerinden cok dis gorunumune verecegi icin basarisi dusecek. Ne kadar kendi cevresinde iyi giyiniyor da olsa, bulundugu grup icerisinde varligini gosterebilmek icin surekli bir yaris ve karsilastirma icerisinde bulacak kendini (kendi icinde elbette). Istekler artacak.

Yazının tamamını okuyun »

  • Share/Bookmark

Alkol kullanmak, bir gruba dahil olma araci midir?

Eskiden televizyonda eslerinin alkol kullanimindan sikayet eden kadinlar, siddet ve kazalar disinda kullanimini pek duymazdik alkolun. Icilirdi ama ozel gecelerde, eglencelerde. Ya ben cok geriydim, ya da gozlemlediklerim bununla kisitliydi o donemler. Kisa bir gecis doneminden sonra alkolun daha fazla kullanildigi bir doneme girdik.

Onceden aile icinde disariya duyurulmadan gizlice icilen alkol, artik universite hatta lise ogrencilerine kadar yayginlasti. Artik okuldan kacan ogrenciler cafede bir bira icmeden eve donmez, muhabbetlerinin cogu icki uzerine kurulu oldu. Universite ogrencilerinin kaldigi evlerde cesit cesit alkol kalintilarindan “sanatsal faliyetler” yapilir oldu. Cogu zaman gerek ailelerinden aldiklari, gerekse burstan ellerine gecen paranin miktarindan sikayetci olan bu gencler, disaridan bakildiginda paralarinin buyuk bir yuzdelik kisminin alkole yatirildigi gozlemlendi. Konserler, arkadaslariyla toplanmalar, her aksam icmeler, evde verilen icme geceleri, hafta sonlari daha kapsamli partiler derken, genclik denilen bu kesimin hayata bakislari ve yasadiklari alanlar daraldi. Kimi zaman ozgurlukten bahsettiler, kimi zaman ”isyanci” cocugu oynadilar. Oysa ne hayati dusunecek kadar zihinleri acikti ne de dusunduklerini anlatacak kadar.  

Yazının tamamını okuyun »

  • Share/Bookmark

Şiir yazmak ögrenilebilir mi?

Siir yazmak oyle bir yetenek ki, bu yetenegin nereden fiskirdigini, nasil edinildigini merak ediyorum.

Her klasik ergen gibi, ben de ergenlik donemimde siir yazmaya calistim, yazdim da kendimce, ergence. Ben seni sevdim, sen beni sevmedin, asigim, karnimda kelebekler, sense bir bocek vs vs. Ergenlik donemimde kendimi bulma cabasiyla, gerek askimi dile getirme durumu, gerekse bulundugum gruba dahil olma güdüsü. Hatta siir defterim bile vardi. Baskalarindan tek farkim, herkesin siirleri bir kac kitada tukenirken, benim kalemimin siniri, kitalarimin limiti yoktu. Sayfalarca tek siiri devam ettirdigimi bilirim. Genelde komik siirler yazmayi sever, degisik benzetmeler yapmak hosuma giderdi. Kurallar, isin kitaba ayak uydurma boyutu beni baglamazdi. Diyorum ya, her ergenin basina gelen, benim de geldi, gecti (sukur ki). Sansima okul hayatimda hep cok iyi siir yazan insanlar tanidim. Nedense bunlarin tek ortak noktasi derslerde basarisiz olmalariydi. O en guzel el yazilariyla derslerde defteri cikarip siir yazarlar, sonra tum sinifa okuturlardi. Peki nasil bu kadar iyi siir yaziyorlardi?

Ben bu isin duyguyla alakali oldugunu sanmiyorum. Lakin boyle olsaydi ben sairlerin babasi (annesi de olabilir) olma kistasina sahip olurdum. Ben ki duygu fiskiran insan siir yazamiyorsa, bu isin sirri duygu degildir.

Peki kurallar mi?

Yazının tamamını okuyun »

  • Share/Bookmark

Dershane: Egitim yuvasi degil, para tuzagi

Dershane fiyatlarinin 2010 yilindan itibaren 10% ile 25% arasi zamlanacakmis. Basarili olan, derece yapilan ogrencilere indirim uygulanacak, ya da para alinmayacakmis. He canim, tek derdin egitim, he gulum, eminim ogrencileri dusunuyorsun diyerek bu kismi kesecegim.

Ilkokul cagindan itibaren bir sinav sistemidir gidiyor. Cocuklari, daha cocukluklarini yasatamadan okuldaki aldigi egitimi yeterli gormeyip dershaneye yazdiran aileler, cocuklarinin bos zamanlarini boylelikle dolduruyorlar. Hafta ici okula giden bir cocuk, hafta sonunu dershanede geciriyor, kendine vakit ayiramiyor. Kalan bos vakitlerinde ise test cozmesi icin zorlaniyor. Daha cocuklugunda bu ritme alisan bir insan, yasi ilerleyip lise caglarina yaklastikca bu tempoyu yogunlastiriyor. Ayaklari yere saglam basmiyor cunku dershaneye gitmezse kendisini eksik hissedip daha az bilgi aldigini dusunuyor. Dershane artik aldigi egitimin yaninda destek olarak degil, aldigi egitimin bir parcasi olarak gorulmeye baslaniyor. Cocuklugundan itibaren alistigi bu “ek egitim” ona bu duzeni sorgulatmayacak kadar bunyesine siniyor.

Tum sokaklarin dershane oldugu, tum bos alanlarin dershane billboardlariyla doldugu ulkemizde, her parasi olan yeni bir dershane aciyor. Cunku bu iste iyi para var, haklilar. Bir kac kopyalanmis test kitaplari cikarip, sinav sonrasi su kadar birinci cikardik diye asilan reklam panolari da cabasi. Biraz da fiyati adi duyulmus kurumlara gore dusurdun mu, orta gelirli ya da asgari ucretle calisan bir ailenin cocugunu gondermesi icin yeterli bir neden. Boyle boyle ulke genelinde yuzlerce, hatta belki binlercesi…

Peki ben dershaneye gideceksem okula neden gidiyorum? Ya da okula gidiyorsam, dershaneye neden gidecegim? Zaten okul beni egitmek, bana ogretmekle yukumlu degil mi? Ben orada ogrenmeyeceksem gitmemin de bir anlami yok heralde.

Yazının tamamını okuyun »

  • Share/Bookmark

“Her gün bir yeni apaçi”

Son gunlerde Facebook adli sosyal ag sitesinde  baslatilan bir grubun adi. Zaman zaman insanlara yuklenen “kiro”, “emo” gibi sifatlarin, tek bir cati altinda toplanmis haline “apaci” yakistirmasi yapilmis. Bu akima gore, kenar mahallelerde oturup, ciks mekanlarda takilan ya da takilmaya calisan, cakma markali giyinen, saclarina jole kutusunu bosaltip yukari dogru sivrilestiren, ya da one percem olarak indiren, dar kot pantolon giyip, genelde pembemsi ve dar gomlekler, t-shirtler giyinen, yabanci muzik dinleyip, dans etmeyi sevenler apaci olarak siniflandirilmislar. Ve bu sekilde kendini sunan insanimizin fotograflari oradan buradan calinip, bu grup altinda paylasilip, gulme malzemesi olarak kullaniliyor. durum bundan ibaret aslinda. Tek amac gulmek, tek amac eglenmek. Ustelik kendilerinin de belki baskalarina “apaci”  gibi gorundugunu dusunmeyerek.

Soyle bir aciklama gordum. Sanirim grup yoneticilerinden biri yapmis: “Yaratıcı tarafından verilmiş renk,ırk,dil,özür vs. şeylerle dalga geçmek haddimiz değil fakat insanoğlunun kendini düşürdüğü bu rezil durumlardan şikayetçiyiz ! “

Yazının tamamını okuyun »

  • Share/Bookmark

Nasil anne olunmaz?

“Nasil anne olur?” sorusuna herkesin fazlasiyla verecek cevabi vardir. Hatta kendi annelerinde goremediklerini, ya da eksikligini hissettiklerini siralamaya hazirlardir. Aslinda kotu anne yoktur fakat iyi niyetli kotu anne vardir. Elbette her anne cocugunun iyiligini ister ama kimisi annelik sifatini tasimayak kadar yuku zaten bindirmistir omuzlarina. Anneligi bilmez, ya da kendi annesinde gordugunu cocugunda uygular bilincsizce. Kimisi de kendi keyfine gore cocugunu yetistirir. Benim de tepkim bu noktada basliyor iste.

Bu aksam saat 7 bucuk civari bir anne ve iki cocuguyla karsilastim. Annemin arkadasi cikmasiyla birlikte 5-10 dakika sohbet etme imkanimiz oldu. Anne zaten disaridan bakinca gucsuz, omuzlari cokuk, anne demeye  bin sahit isteyen durusla bir cocugunun elinden tutuyor, digerini de cocuk arabasinda suruyordu. Havalarin hala soguk olmasina ragmen elinden tuttugu yaklasik 4-5 yaslarindaki cocugunun eline dondurma vermis bu anne. Annem gorur gormez annelik ic gudusuyle once cocuga kizip, sonra anneye yuklendi. Kaldi ki annem 12 yasindaki kardesime yazin bile belli araliklarla dondurma yemesine izin verir. Bunu gorunce kizmasa sasardim. Neyse ki anne dert yanmaya basladi. Neymis efendim bugun yedigi 3. dondurmaymis. Markette aglamis,sizlamis durmamis, annesi de alivermismis. Gittigi yerde de vermisler eline, onu da yemis vs vs. Bir suru hikaye. Bunlari dinlerken soze girdim. “iyi de cocugun her dedigi yapilmaz, almayin” dememle, “ama agliyor” cevabini aldim. ” birak aglasin, aglar aglar susar. aglayip dondurma aldikca her istedigini aglayarak elde etmeye calisacak” desem de, anne hic anlamis gorunmuyordu. Vedalasip cocuga saglikli olmadigini tembihledikten sonra yolumuza devam ettik…

Yazının tamamını okuyun »

  • Share/Bookmark

En sevmedigim aksesuar: Günes Gözlügü

Gozlerin guzelligini orten, samimiyeti yok eden, iletisimi eksik birakan bu aksesuar, nedense dunya nufusunun yarisindan fazlasi tarafindan begenilir, kullanilir. Ki ben genelde amaci disinda kullanildigina inanirim. Iki tip gunes gozlugu kullanicisi vardir. Birini anlayisla karsilayabilirken, ikincisi en nefret ettigim, itici buldugum kesimdir.

Kullanici tipi 1: Gunese karsi hassastir gozler ve gunesten korunma amaciyla kullanirlar. Bu tip kullanciya ne kadar kullandigi aksesuari sevmesem ve konusurken gozlerini goremedigim icin konusmayi kisa kessem de, saygi duyarim. Fazla soyleyecek bir seyim yok bunlara.

Gel gelelim 2 numarali kullanici tipine.

Bunlar, yaz, kis, ilk ve son bahar dinlemeden, mevsim ne olursa olsun gunesin hafif  gulumsemesinde bile gozluklerini alip cikarlar yola. Gozluk tac olarak kullanilir, ara ara ortama gore goze bile takilir. Oturulan bir ortamda masaya konur, elden ele dolastirilir, masadaki herkesin gozune en az bir kere takilir, sonunda esas sahibini bulup basa takmayla bu gozluk takma merasimi sona erer.

Oysa bu gozlugun amaci gozleri gunesten korumak degil miydi yoksa?

Gunes gozlugu kullanan biriyle konusurken sanki beni dinlemiyor gibi hissediyorum. Aklim soyleyecegim ve dinledigim konuya degil, gozluge odaklaniyor, konsantrasyonum bozuluyor, saygisizca geliyor.  Bulundugum ortamda gunes gozlugu takan biri varsa gozlerinin nereye baktigini kestirmek icin ugrasiyorum kendimce. Sanki orama burama bakiyormus, gozlugun arkasina gizleniyormus gibi hissediyorum, gicik oluyorum. Bunun gibi bir cok sey sayabilirim sevgisizligimin nedeni olarak.

Gozler, o kara hapishaneden cikarilip, serbest birakilsin. Gunes gozlugu kullanilmasin.

  • Share/Bookmark

Engelliler de spor yapar

Insanin yakininda veya ailesinde engelli biri yoksa, onlarin varligini hatirlamak yapilan kampanyalarla dogru orantilidir. Kimi zaman ana haberlerde cok kisa haberlerle gecistirilmeleri, destek verecegini soyleyip engelliler uzerinden prim yapan unluler de bunun cabasi. Aslinda yazacaklarim herkesin zaman zaman soyledigi kliselesmis, engellilerin gunluk yasamlarinda cektikleri zorluklari anlatmak degil. Tam tersi basarilari.

Turkiye Bedensel Engelliler Spor Federasynunun sitesini ziyaret ettiniz mi hic bilmiyorum, ama biraz vaktinizi ayirip ziyaret etmenizi rica edecegim. http://www.besf.org.tr/    Tam 13 dalda engellilerimizin spor yaptiklarini goreceksiniz. Gecenlerde  Tayfun Talipoglu`nun Bam Teli programinda engelli bir sporcuyla yapilan bir roportaji izledim. Hayata bakisi, hayata sporla tutunusu gormeye degerdi. Tek yakindigi gerek medya olsun, gerekse insanimizin ilgisizligiydi.

Basketbol bransinda engellilerimizin Avrupa 2.si oldugunu ve dunya sampiyonasina gidecegini biliyor muydunuz? Gerek spor programlarinda, gerekse haberlerde gereken ilgiyi aldi mi bu haber? Ya da ne kadar konusuldu, ne kadar desteklendi? Cevabini bulmak zor olmasa gerek.

Ben ulkemin engelli sporcularinin sitesini acar acmaz,  kocaman, gozume sokarcasina, kirmizi renkte yardim numarasi ve hattinin yazili oldugu reklami gormekten utaniyorum. Neymis 1 sms atarsam 5 tl bagis yapabilecekmisim. Ayni yardim kutusunu neden diger federasyon sitelerinde goremiyorum? Neden onlarin sayfalari yuzlerce reklamla doluyken, engelli sporcularinkinde bu yok? Ben engellileri tek bagis ve yardimlarla hatirlamak zorunda miyim? Amator takimlar bile onca reklam alip, sponsor bulurken, neden engelliler deseklenmiyor? Sakin ama sakin yanlis anlasilmasin. Ne acima ne de acindirma gibi bir amacim, cabam var. Ben milyar dolarlari sirf adini duyurmak adina “engelsiz” spor kluplerine bagislayan beyin engelli insanlara aciyorum. Ben ona buna, ise yaramayan yuzlerce insana sponsor olan beyinsizlere aciyorum.

Bugun isitme engelliler, gorme engelliler, bedensel engelliler spor yapabiliyorsa, yapmak icin istekleri ve yasama tutunmak icin bir dallari varsa, bu dalin yesermesini istiyorum. Hayir, hayir. Icten gelmeyen, gostermelik yardilar edilsin, kampanyalar duzenlensin istemiyorum. Ben onlari yardimlarla hatirlamak degil, azimleriyle yaptiklari islerde, basarilariyla hatirlamak, anmak istiyorum.

Illa bu isin reklami olacaksa, gundeme gelecekse, Metin Senturk`un gorme engeliyle Guiness Rekorlar Kitabina girdigini de soylemis olayim, isi raconuna uydurayim. Belki boyle bir yerlere duyururum degil mi? Sanirim ogreniyorum bu isi.

  • Share/Bookmark