24 Şub, 2010 Tarihli arşiv

Makinesi olan herkes “fotoğrafçı”

Bu sozumu TDK dogrular nitelikte bir aciklama girmis sozlugune.  ”Fotoğraf çeken veya basan kimse” 

Bu kadar basit oldugunu dusunmuyorum. Artik gunumuzde fotograf cekmek ve “fotografci” olmak o kadar dillere dustu ki, eline pahali, benim deyimimle koca burunlu makineyi alan herkes fotografci kesilir oldu. Ustelik fotografci kesilmelerinin yaninda kendilerini boyle de anlandirmaya basladilar.

Peki fotografci kimdir? Bunun kriterleri yok mudur merak ediyorum.

Koca burunlu olmasa da bir dijital makinem var. Daha cok hatira fotografi ceken bir insanken, koca burunlularin cektigi fotogralari gorup almaya niyetlenen biriyim. Ben makinenin fotografi guzel cektigine inanirim, o makineyi kullanan kisinin kabiliyetine degil. Tabiyki birbiriyle bagimli her ikisi de ama makinen ne kadar iyiyse, fotografin kalitesi o kadar iyidir. O yuzdendir ki her fotografa “aaaayy ne guzel cekmissiiiinnn” demem. Isin sirri makinededir cunku. Makine cok guzel cekmis desem de olmaz tabi(:

Fotoğraf çekmek, kafayı, gözü ve yüreği aynı nişan çizgisine yerleştirmek demektir.”  demis Henri Cartier. Cokta guzel soylemis. Ben fotografciyim diye elinde koca burunluyla dolananlarin fotograflarinda soylenilen baglantiyi goremiyorum. Kafa varsa goz yok, goz varsa yurek yok. Butunluk yok. Harmoni yok. Anlamayan icin hepsi dort dortluk o ayri.

Yazının tamamını okuyun »

  • Share/Bookmark

Türkler para harcamayi sever

Okulda misiniz, acsiniz ve bir seyler yemeye niyetlisiniz. Ne yaparsiniz?  Cevabi ben vereyim, hemen kantine ya da yemekhaneye kosarsiniz…

Calisiyor musunuz, yemek arasi mi var, hatta yemek paraniz da karsilaniyor mu? Peki ne yaparsiniz? Soyleyeyim, hemen yemek siparisini verir, karninizi bir guzel doyurursunuz.

Peki ben ne yapiyorum anlatayim. Sabah staja gitmek uzere uyaniyorum. Kahvaltimi yaparken ekmegin arasina bir seyler koyup, meyveyi de buna dahil edip, ogle icin yiyeceklerimi yanimda goturuyorum. Cebimden o gun bes kurus cikmiyor, acim diye sizlanmiyorum ya da yemek yuzuden bes kurus param kalmadi diye de…

Sanirim anlatmak istedigim seyi biraz anlamissinizdir. Bunun turlu turlu orneklerini verebilirim. Telefonun hep en iyisini,  her modelde yenilemeyi istersin, yenilersin de. Telefonu arama, aranma, mesaj atma, alma, muzik dinleme ve calar saat ozelligi  disinda  kullanmadigini unutur, kullanmadigin halde kamerasinin kac megapixel olduguna kadar dikkat edersin telefon alirken.  Elbette haklisin bunu yapmakta, fakat luksune duskunsundur, daha fazlasini istersin her seferinde.

Ihtiyacin olmadigi halde giyecek iki ceketin varsa ucuncusunu almaktan cekinmezsin, ustelik kis ayinin 3 ay surdugunu unutursun bile. Paran belki yoktur o an, ama kredi kartina basvurursun. Sizlanirsin da ustelik kredi kartinin dolulugundan ve odeyememekten.

Para biriktirememekten sikayetcisindir ama bunun nedeninin kendinden kaynakli oldugunu gormezsin bile. Harcamalarina dikkat etmez, biriktirmek icin caba gostermez, anca sizlanirsin.

Turksun, para harcamayi, harcadigin kadar sizlanmayi seversin.

Avrupaliligin en guzel yonu harcamalarini dogru yapmalari ve para biriktirebilmeleri. Eger Avrupalilasacaksa Turkiye, bu huyunu edinmeli.

  • Share/Bookmark