Ucan araba hayali gercek oldu

Bugun gazetede ufacik araba fotografi altinda gordugum haberle sok oldum. Hollandalilar tarafindan bulunan ve tasarlanan bu araba yaklasik 5 yil sonra seri olarak kullanima gececekmis. Ilk kullananlar polisler olacakmis. Ucan arabalara PAL-V adi verilmis. Fiyati ise 100bin ile 200bin euro arasi degisecekmis.

Kucuk arabalara karsi zaten ayri bir ilgim vardi, bunlari gorunce araba degil, ucan araba istiyorum demeye basladim. Nasil olacak, gercekten kullanima gecilecek mi merak ediyorum, sonuclari ne olacak gozumde kestiremiyorum. Trafik, ve gurultu kirliligine cozum getirecegi kesin de, insanin kafasina bir araba dusmesi ihtimalini dusunmek bile korkutucu. Trafik polisleri nasil gorev yapacaklar, benzinle mi calisacak, hava kirliligine yol acacak mi, durabilecegi belirli duraklari olacak mi gibi bir cok soru var kafamda. Endiselenmiyor degilim ama gelisimi seviyorum. Olmeden bir cok yenilige sahit olmaktan ayri bir mutluluk duyuyorum.

Bekleyip gorecegiz bizleri ileride nelerin karsilayacagini:)

  • Share/Bookmark

Buhranlardayim

Susmak, suskun olmak istemek, dusuncelerimin donmasi, kendi kendime konusmak, kendi kendimi dinlemek, cemberimin disina cikmamak, anlasilamamak, yalniz kalmak, yalniz hissetmek. Daha da saymadigim bir suru sey icindeki bulundugum durum. Hayir, bunalimda degilim. Bunalimda olsaydim bu kadar bilincli olmazdim. Etrafimda olup bitenlerin farkinda olup, tepkisiz kaliyor, tepkisiz de kalmak istiyorum. Nedendir bilmem. Belki tasidiklarimin uzerine daha da eklenmesinden korkmamdandir. Kendi canimi kendimin acitmasini istemememdendir.

Evet, sanirim buhranlardayim.

Kendi kendime yetisemedigim gibi, ne saatleri yetirebiliyorum kendime, ne de etrafimdakilere yetisebiliyorum. Sanki sahaya 1-0 yenik cikmisim gibi, surekli top pesinde kosturup, surekli yedigim o golun hincini almak istercesine gol ariyorum. Zorluyor beni. Yoruldugumu hissediyorum. Anlasildigimi da dusunmuyorum ustelik. Herkesin kendi derdi var ya “guya”, anlatmakta istemiyorum bu yuzden kimseye tasiyamayacagi yuku vermemek icin. Onlari dinledigimde ise “bu muymus kivrandigin” diyorum icimden.

Yoruldum ben. Kosturmacalardan, yetistirmecelerden, surekli gozlerin uzerimde olmasindan ve hatamin aranmasindan, benden beklenilenlerden ama alamadiklarimdan, hakettigim seyleri yasayamamaktan, hatta hakettigim hic bir seyi alamamaktan.

Read the rest of this entry »

  • Share/Bookmark

E- kitap

Bazen geri kafali, teknolojinin nimetlerini hor goren bir insan olabiliyorum, kabul edebilirim. E- kitapta teknolojinin getirdigi nimetlerden biriyken, bense sonuna kadar karsi cikiyorum.

Bugun denemek isteyip bir kitap indirdim. Aslinda niyetim sabrimi denemekti itiraf edeyim:) Normalde sabirli bir insanimdir ama tahammul edemedim birinci sayfasindan sonra. Dijital ortamda okumayi sevmiyorum ben. Bir sure sonra gozlerimi aliyor, yazilanlari birbirinden ayiramiyorum. O yuzdendir ki, okumam gereken yazilarin ciktisini alir okurum. Raporlarimin yazilim kontrollerini bile ciktisini alip okuduktan sonra farkederim. Elime aldigimda hissetmek, yazip cizebilmek, kaldigim yere kagit ilistirmek ya da her an yanimda tasiyabilmek benim vazgecilmezlerim okuma konusunda. Saatlerce yuzlerce sayfayi monitor karsisina gecip okumak sanirim isteyecegim en son sey olup, iskence araci olarak gormemi saglar. Bunu becerenleri tebrik etmek gerek:) Gerci insanlar bu kadar az okurken e- kitabin tutmasini ve yaprakli kitaplarin onune gecmesini dusunmek cilginlik olur heralde.

E- kitabin kullanisli oldugu yerlerde var elbette. Bence e- kitap amator yazarlarin, ya da kendini tanitmak isteyenlerin rahatca kullanabilecegi arac olarak gorulmeli. Ya da degisik gorsellerle, cesitli kaynaklarin belirtildigi, videolarla suslenmis bir kitabin cd ile ek olarak sunulmasi hos olabilir. Bunun disinda faydasini, kullanilabilecegi bir alani bulamadim.

Yine de alternatif olarak sunulmasi guzel, ne kadar hayatimin hic bir alaninda kullanmayacak olsam bile(:

  • Share/Bookmark

Ben vermedim, o vermedi, sen vermedin

Peki ya kim verdi?

Turklerin degil insanligin sorunu bu gizlemek, gizleyerek bir gruba dahil olacagini sanmak. AKP`ye mesela kimse oy vermemisti, herkes anti- AKP`ci idi. Fakat sonucunu gorduk. Hatta Yemekteyiz programini da kimse izlemezdi, ya da her gun televizyonda cikan onlarca diziyi. Hatta BBG de neydi oyle, kimse izlemez fakat kimin hangi karakterde oldugunu bilip, guya izlemedigi programin yarismacilari hakkinda karakter analizi bile yaparlardi. Hic birimiz izlemedik aslinda bunlari. Hatta tum gun National Geographic izler, tum hayvanlarin dollenme asamasini bu sayede bilir, bir ormanda yalniz kalsaniz hangi bitkilerin zararsiz oldugunu hemen anlayabiliriz. Ya da Turk kanallari kakadir, her gun MTV dinler, CNN takip eder, yabanci dizilerin hastasiyizdir. Hatta AKP`ye de biz oy vermedik, gokten zembille indiler onlar.

Neyse…

Gectigimiz carsamba belediye meclisi secimleri vardi Hollanda`da. Asiri sagci Wilders`in partisinin uyelerine guya kimse oy vermeyecekti. Herkes karsiydi fakat ne hikmetse kimse oy vermedigi halde bu parti yukselis gosterdi. Insanlarin sonuclar cikinca sasirmalarini anlamiyorum. Sen vermedin ben vermedim de kim verdi bu kadar oyu?

Bu ruh hastasi asiri sagci bey amcamiz, kendisi yabanci bir hatunla evli olmasina ragmen yabanci ve musluman dusmanidir (Hitler ile es degerde tutuluyor). Hatta demis ki bir demecinde, “Turkiye AB`ye girerse Hollanda`yi AB`den cekerim”.  Icraatte sifir, bomba demeclerle paparazzilik bey amcamiz ilerleyen gunlerde daha ne gibi bombalar salacak bilmiyorum ama tam zamaninda vatandasliktan cikacagima sevinmeye basladim.

Oy veripte vermeyenlerin, tum bu programlari, dizileri izleyipte izlemeyenlerin aciz ruhlarina selam olsun.

  • Share/Bookmark

Artik staj tehlikeli olmaya basladi

 Son donemde staj gelismelerimi yazmadigimi farkettigim icin, genel olarak not dusmek istedim.

Son gunlerde bir kriz durumlaridir gidiyor, surekli kriz toplantilari yapip, nasil cozeriz, neleri degistirebiliriz diye beyin firtinalari yaratiyoruz. Ama karsindakiler normal dusunen bireyler olmadiklarindan, ne yapsan kar etiyor. Durum su aslinda, son donemde farkettik ki Ocak ayindan itibaren nakledilenlerin cogu polisle hasir nesir olup, ileri duzeyde davranis bozukluguna sahip olan, ogrenme yetisine sahip olmayan cocuklar. Bunlarin hepsi ayni bolgenin, mahallenin, okulun cocuklari oldugundan  problem kisileri degil, tum grubu etkiler oldu. Motor calip parcalarini koridorda satmaya, markete birlikte hirsizlik yapmaya gitmeye, durumlarinin olmadigini bildigin halde ceplerinde fazlasiyla para olmasina, birinin gecen hafta bir arabada silahla bulunmasina kadar gitti is. Her gun polisi kurum civarinda dolastirip, cocuklari sokakta tutmamaya karar verildi ama snuc verecegini sanmiyorum. Hic birinde polis korkusu yok cunku.

Korkuyorum dersem yalan olur ama insan ister istemez tedirgin oluyor. En azindan kurumun kapisindan ciktigimda eve gelirken yalniz oluyorum, bu bile tedirgin olmama yetiyor. Kuruma yurume mesafesiyle yaklasik 5- 10 dakika evim.

Read the rest of this entry »

  • Share/Bookmark

Hüzün kokar vedalar

Oysa ne kadar da alismistim ona. Her an ulasabilmek, beraberken gulmek, eglenmek, dertlesmek, gezmek, alisveris, dedikodu yapmak, gelecege dair planlar yapip hayaller kurmak, aaahlar cekip, doyasiya ozlem gidermek… Onun bana yaninda olamayisimin isyani, benim ona birakip gittigi icin kahretmelerim. Sonunda tatliya baglayip  kaldigimiz yerden devam etmelerimiz…

Buraya  ayni yil geldik, ayni okulda sinava girdik, sinava girdigimiz okulda tanistik. Ayni seviyeyi alip, ayni okula, ayni sinifa dustuk. Beraber okul degistirdik, ayni zamanlarda asik olduk. Ailesini ailem kadar sevdim, birbirimiz icin baska olduk.

Ama dostum bugun beni birakip gitti yasamini kaldigi yerden devam ettirmeye, Turkiye`ye. Kizgin degilim ona, ama mutsuzum. Oysa gelecegini haber verdiginde gunleri saydigim gunu dun gibi hatirliyorum. Gunler ne cabuk geciyor anlamiyorum. Varligina yine o kadar alismisim ki, yokluguna alismam zaman alacak.

Her gorustugumuzde yuzumuzden gulucuk eksik olmayan biz, bugun sadece bir birimize bakip, goz kacirdik. Biliyorduk olacaklari. Saatleri sayiyor, o anin cabucak gecmesini istiyorduk. Kalkmak istedim son yarim saat icerisinde. Annesi beraber havaalanina gidip gecirebilecegimizi soyleyince, gidisini gorursem daha cok koyar deyip kalktim hemen yerimden, gozlerim dolarak. Veda sirasi ona gelmisti. Sarilmamiz ve yaslarin damlamasi ayni saniyeler icinde baslamisti. Ne o, ne de ben aglamamizin gorunmesini istemedigimizden ailesine iceri girmelerini soyledi ve o an ne o daha fazla sessiz goz yaslarina karsi koyabildi, ne de ben. Birbirimize sozler veriyor, sIkI sIkI sariliyorduk. Arkama bakmadan bir anda donup merdivenlerden kosmaya basladim. Indigimde gordum ki balkondan beni izliyor, dikkat etmemi soyluyordu. Kostum, bir an once yokluguna alismak istedim, sanki o hic gelmemis gibi…

Read the rest of this entry »

  • Share/Bookmark

Makinesi olan herkes “fotoğrafçı”

Bu sozumu TDK dogrular nitelikte bir aciklama girmis sozlugune.  “Fotoğraf çeken veya basan kimse” 

Bu kadar basit oldugunu dusunmuyorum. Artik gunumuzde fotograf cekmek ve “fotografci” olmak o kadar dillere dustu ki, eline pahali, benim deyimimle koca burunlu makineyi alan herkes fotografci kesilir oldu. Ustelik fotografci kesilmelerinin yaninda kendilerini boyle de anlandirmaya basladilar.

Peki fotografci kimdir? Bunun kriterleri yok mudur merak ediyorum.

Koca burunlu olmasa da bir dijital makinem var. Daha cok hatira fotografi ceken bir insanken, koca burunlularin cektigi fotogralari gorup almaya niyetlenen biriyim. Ben makinenin fotografi guzel cektigine inanirim, o makineyi kullanan kisinin kabiliyetine degil. Tabiyki birbiriyle bagimli her ikisi de ama makinen ne kadar iyiyse, fotografin kalitesi o kadar iyidir. O yuzdendir ki her fotografa “aaaayy ne guzel cekmissiiiinnn” demem. Isin sirri makinededir cunku. Makine cok guzel cekmis desem de olmaz tabi(:

Fotoğraf çekmek, kafayı, gözü ve yüreği aynı nişan çizgisine yerleştirmek demektir.”  demis Henri Cartier. Cokta guzel soylemis. Ben fotografciyim diye elinde koca burunluyla dolananlarin fotograflarinda soylenilen baglantiyi goremiyorum. Kafa varsa goz yok, goz varsa yurek yok. Butunluk yok. Harmoni yok. Anlamayan icin hepsi dort dortluk o ayri.

Read the rest of this entry »

  • Share/Bookmark

Türkler para harcamayi sever

Okulda misiniz, acsiniz ve bir seyler yemeye niyetlisiniz. Ne yaparsiniz?  Cevabi ben vereyim, hemen kantine ya da yemekhaneye kosarsiniz…

Calisiyor musunuz, yemek arasi mi var, hatta yemek paraniz da karsilaniyor mu? Peki ne yaparsiniz? Soyleyeyim, hemen yemek siparisini verir, karninizi bir guzel doyurursunuz.

Peki ben ne yapiyorum anlatayim. Sabah staja gitmek uzere uyaniyorum. Kahvaltimi yaparken ekmegin arasina bir seyler koyup, meyveyi de buna dahil edip, ogle icin yiyeceklerimi yanimda goturuyorum. Cebimden o gun bes kurus cikmiyor, acim diye sizlanmiyorum ya da yemek yuzuden bes kurus param kalmadi diye de…

Sanirim anlatmak istedigim seyi biraz anlamissinizdir. Bunun turlu turlu orneklerini verebilirim. Telefonun hep en iyisini,  her modelde yenilemeyi istersin, yenilersin de. Telefonu arama, aranma, mesaj atma, alma, muzik dinleme ve calar saat ozelligi  disinda  kullanmadigini unutur, kullanmadigin halde kamerasinin kac megapixel olduguna kadar dikkat edersin telefon alirken.  Elbette haklisin bunu yapmakta, fakat luksune duskunsundur, daha fazlasini istersin her seferinde.

Ihtiyacin olmadigi halde giyecek iki ceketin varsa ucuncusunu almaktan cekinmezsin, ustelik kis ayinin 3 ay surdugunu unutursun bile. Paran belki yoktur o an, ama kredi kartina basvurursun. Sizlanirsin da ustelik kredi kartinin dolulugundan ve odeyememekten.

Para biriktirememekten sikayetcisindir ama bunun nedeninin kendinden kaynakli oldugunu gormezsin bile. Harcamalarina dikkat etmez, biriktirmek icin caba gostermez, anca sizlanirsin.

Turksun, para harcamayi, harcadigin kadar sizlanmayi seversin.

Avrupaliligin en guzel yonu harcamalarini dogru yapmalari ve para biriktirebilmeleri. Eger Avrupalilasacaksa Turkiye, bu huyunu edinmeli.

  • Share/Bookmark

Zamansiz uyku sorunu

Nasil asacagimi bilmedigim bir problemle karsi karsiyayim. Baslangicta rahatsiz ettigini hissetmeyip, hosuma bile gitmis olsa da, artik bunun gercekten problem oldugunu dusunuyorum.

Eve geldigimde yemek yedikten yarim saat sonra basimi nereye koyarsam koyayim siziyorum. Basimi koymasam bile siziyorum isin kotusu. Baslangicta yorgunluktan oldugunu dusunuyordum. Aslinda etkisi de var fazlasiyla. 18.30`a kadar stajda ayak ustunde kalip, hem kafa hem fiziken yorulup eve gelince dinlenmek istemek kacinilmaz oluyor. Ama artik yorgunlugun kenara itildigi, bunun tamamen bagimlilik, aliskanlik oldugunu farkettim. Uyumamayi denedigim gunlerde bile 15 dakika gozlerimi istem disi kapamisimdir. Bu bile iyi gelmistir. Uyumaktan kastim ustelik dort dortluk uyumakta degil. Yarim saat, onbes dakika ya da en fazla bir saat, belki bir bucuk.

Ama uyandigim zaman saati ilerlemis gormek ve gunun geri kalaninda bir sey yapmaya zaman bulamamak benim canimi cok sIkIyor. Eve geldim yemek yedim derken saat 19.30 oluyor. Uyumaya yeltenme asamasi 20.00 ve uyuma uyanma kendime gelme asamasi da 21.00, 21.30 en fazla. Uyandigimda kardesimin derslerine yardim ediyorum, biraz oyalaniyorum derken saat 23.00 oluyor yaklasik. Bu sefer canim hic bir sey yapmak istemiyor. Basladim baslayacagim derken saat 24.00 oluyor. En keyif aldigim saat diliminde istesem de yapamiyorum yapmam gereken seyleri. Gece oluyor, tam baslayayim derken saate bakinca hevesim kiriliyor, uyuyayim bari yarin erken baslarim diyorum. E bu yarinlarin da sonu gelmiyor. Ne vucuduma soz gecirebiliyorum ne de bu aliskanligimi yenebiliyorum. Gecmiste de basima gelmisti bu. Yillarca devam ettirip, ite kaka ogrenmistim uyumamayi. Cok zorlanmistim bunu birakmak icin ve suan ne kadar sIkIntI cekecegimi, nelerle cebellesecegimi bildigimden gozum de yemiyor. Hafta sonu kendime soz verdim, eve gelince uyumayacagim diye ama yine beceremedim ve yapamamak hevesimi kiriyor fazlasiyla. Bu hafta kararlar alip denemeye yeltenmeyecegim. Cumaya rapor yetistirmem lazim. Ama sonraki hafta gerekirse enerji iceceklerini, kahveleri bu gucsuz, soz dinlemeyen bunyeye dayayip bu aliskanliktan kurtulacagim.

Umarim basaririm:/

(Not: Yazacak cok seyim var ama cumaya kadar ihmal edebilirim gibi gorunuyor blogu, yazi yetistirmem gerekiyor:( )

  • Share/Bookmark

Cocuk yasta cinsel iliski…

Basligi gorunce bile insanin irkilecegi, yok artik diyecegi ya da demesi gerekecegi bir durum bu aslinda. Son gunlerde fazlasiyla dusunur oldum, gelecekte cocuklarin neleri beklediginden endiselenerek.

Defalarca anlattigim gibi, stajimda turlu turlu cocuklar, turlu turlu problemler var ve her gun bu problemlere bir yenisi ekleniyor malesef. Bu sefer ki sorunsa bir haftadir bogustugumuz 13 yasina yeni girmis olan bir kizimizin cinsel iliskiye girmis olmasi. Kizimiz ne kadar 13e yeni girmis olsa da, gayet suslu, sarisin, erkekleri tahrik edecek sekilde, kisin bile yari ciplak giyinen, surekli asik olan ve erkeklerin ilgisine bayilan, surekli sevgili degistirip surekli ask acisi ceken bir cocuk. Gectigimiz gunlerde  cinsel iliskiye girdigini anlatti. Bunun uzerine annesinin haberdar olmasi gerektigi soylenip, kizin bunu annesine nasil soyleyecegi konusunda dusunmesi istenildi. Ya kendisi soyleyecekti, ya da annesi cagirilip beraber soylenecekti. Kiz buna karsi cikip, ozelime mudahale edemezsiniz,annem bilmeyecek diye direnip, mekani terketmisti. Bunun uzerine bugun gelip teror estirdi. Sinirle annesine soylemis ve annesinin tepkisini gorunce kendisini disari atmis. Ogrendigim kadariyla yillar once de boyle bir vaka meydana gelmis staj yerimde. Iki cocuk staj yerimde tuvalete gitme bahanesiyle uzaklasip tuvalette iliskiye girmis ve sonradan bunun farkina varilmis. O gun bugundur de lavaboya giden cocuk biraz uzun kalmissa kontrol ediliyor.

Peki cocugun da dedigi gibi bu yasta bir cocugun ozel hayati olur mu? Bu ozel hayatta cinselligin yeri nedir? Disaridan 3. biri olarak buna mudahale etmeye hakkin var midir?

Read the rest of this entry »

  • Share/Bookmark